Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Devletimiz Büyüktür!

"Devletimiz Büyüktür!" Bu cümle depremde yakınlarını kaybedenler için kurulan en absürt teselli cümlesi oldu. Çünkü insanlar seslerini duydukları halde yakınlarını kurtaramadı.  Enkazın dışındakilerin de içindekilerin de içinde bulundukları içler acısı hali... Dışarıdakilerin içeridekilere seslenişleri çaresiz çığlıklar olarak kaldı, içeridekiler duyduysa bile... Ve sesler zamanla hissizleşti, sonra kesildi kulakları ve yürekleri sağır eden bir sessizlikle... Hem enkaz altındakinin hem bir ömür boyu enkaza gömülen yakınının. Sevdiklerinin enkaz altındaki sesleri de sessizlikler de yakınlarının kulaklarında bir ömür boyu yankılanacak. O ses hiç unutulmayacak. "Ses varken ekip yoktu, ekip varken ses yoktu." Bu cümle yaşananları özetleyen en iyi cümle oldu. Olması gereken zamanda olması gereken yerde olmamanın telafisi yok...Çünkü "Hayat Memat Meselesi"nde "Memat" tarafına terk edilenlerden "Hayat" tarafından özür dilenmez. "Asrın Fe...

Adıyamanlıların Kendilerini Özel Hissetme Paradoksu

  Büyük tufanın ilk birkaç günü kendisi ile baş başa kalan Adıyamanlıların deprem sonrasında yetkililer tarafından kendilerine çok farklı davranılacağına yönelik beklentisi maalesef hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Ülke tarihimize baktığımızda yaklaşık her 10 yılda büyük bir deprem ile sarsılmaktayız. Olayın sıcaklığı ile yetkililer tarafından her ne kadar ileriye dönük yeni önlemler dile getirilse de olayın sıcaklığı ile birlikte bu vaatler de unutulup gitmektedir. Zaman ve mekan değişse de ülkemizde değişmeyen birşey varsa o da deprem öncesi, deprem anında ve sonrasında erklerin tutumu olmuştur. Depremzede ve erkin tutumunda hiçbir farklılık bugüne kadar oluşmamıştır. Adıyamanlıların bir türlü kavrayamadıkları işte bu erk ve depremzede arasındaki ilişkinin ilden ile değişmeyeceğini. Erzincan'da, İstanbul'da, Van'da, Elazığ'da ve İzmir'de depremzedeler neler yaşadıysa Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve diğer 8 ilde aynı şeyleri yaşayacak. Depremin etki alanının büyük...

Devlet Yurttaşın Can Güvenliğinden Sorumludur

Yaşadığımız coğrafya insanı büyük tufan sonrasında dayanışmanın en büyüğünü gösterdi. Fedai bir ruhla üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Herkes birbirinin yardımına koştu.NOKTA. Yaşadığımız sürecin insanların yalnızca bedensel gücüne ve vicdanlarına bırakılmayacak kadar ciddi bir mesele olduğu tufanın ilk anlarından itibaren kendini gösterdi. Enkazlardan profesyonel kurtarma ekipleri ve yeterli teçhizat olmadan insanların kurtarılmayacağını büyük bir deneyimle öğrenmiş olduk.  Gerek deprem öncesinde gerek deprem anında ve hatta sonrasında insanların vicdanından çok çok daha fazlasına ihtiyaç duyulduğu artık tartışmasız bir doğru olarak karşımızda duruyor. Bireysel olarak yapabilecekleriniz sınırlıdır. Evinizin depreme dayanıksız olduğunu biliyor olsanız, bütçeniz el veriyorsa sağlam bir yere geçebilirsiniz. Şuan birçok kişi oturdugu evin dayanıklı olmadığını bildiği halde çaresizce o adreste ikamet etmeye devam ediyor. "100 milyon dolarınız olsa rahat yaşarsınız." diyenlerin ...

Deprem Bazıları İçin Hiç Bitmedi

  6 Şubat'ın sıcaklığı bazıları için hiç soğumayacak. Bu kimseler için deprem tüm şiddetiyle devam ediyor. Zaman onlar için 6 Şubat 04.17'ye saplanıp kalmış durumda.  Peki kim bunlar?  Basın yayın organlarında on binlerce ölü haberinden sonra dile getirilen yüz binlerce yaralı elbette. O yaralıların bazıları yaşadıklarına sevinemiyor. Bazıları hala yoğun bakımda. Uzuvlarını kaybedenler, sakat kalanlar. Tek başına hayatlarını devam edemeyecek olanlar. Kendileri yaralı çıkıp anne, baba ve tüm ailesini kaybeden çocuklar. 6 Şubat sonrası hızlı bir şekilde normalleşmeye gitmeliyiz diye kameralar karşında açıklama yapanlar hala depremin etkisi altında kalanlara nasıl bir normalleşme vadediyorlar. Yaralı bu insanlar normalleşmeden ne anlamalılar? Yarım kalan hayallerine yarım kalmış bedenleriyle nasıl sıkı sıkıya sarılacaklar. Kolları ve bacakları ampute olan birine ayağa kalk koşmaya başla deme küstahlığına nasıl cüret edebiliyorlar. Yaşanan o tufandan daha kötü bir şey varsa o...

Bugün 40.Gün, Yara Kabuk Bağlamıyor

  Ne yazsak ne söylesek avunmanın ötesine geçemiyor. Kelimeler gözden süzülen bir gözyaşı damlası sadece. Değil 40 gün 40 yıl da geçse yaranın kabuk bağlaması mümkün değil gibi. Ne oldu 40 gün önce. 40 günden bugüne ne değişti. Acının düştüğü her evde kapanmayacak yaralar oluştu. Yaşayanların gülümsemesi bile yapmacık. Bir anlık bir gülümseme anında bile içinizin kan ağladığını duyumsuyorsunuz. Sadece yakınlarını kaybedenler değil, dostunu, komşusunu, arkadaşını kaybeden herkes yaralı artık. Yıllarca helalinden didinip biriktirdiği, boğazından artırdığı ile aldığı evi yıkılanlar da yaralıdır. Bir evin yalnızca betondan oluşmadığını biliyorlar. O evde bulunan her şey her bir ayrıntı özenle ve sevgiyle var olduğu içindir ister kiracı ister ev sahibi olsun evini kaybeden herkes yaralıdır. Doğduğunuz, doydugunuz, düğünlerinde halay çektiğiniz, taziyelerinde dua edip sabırlar dilediğiniz, cadde cadde, sokak sokak bildiğiniz yaşam alanı olan memleketini kaybedenler de ister oralı olsun i...

Ölmeseydik Ne İyiydi!

  Atatürk Barajı seyir tepesine yolu düşenler, baraj inşaatı sırasında yaşamını yitirenler anısına dikilen anıtta vefat edenlerin künyelerinin yanı sıra "Biz iş kazalarında öldük, ölmeseydik ne iyiydi." cümlesinin yazılı olduğunu görmüşlerdir.  Bu cümleden anlaşılacağı üzere iş kazalarında ölenlere sanki kendilerinden sonra başkalarına vebal yüklenmesin diye sorumluluğu üstlenmişler gibi bir cümle kurdurtulmuş. Cümleye bakınca ölenler konuşmuş izlenimi veriyor. Oysa o cümle belkide hesap vermesi gerekenler tarafından kuruldu ve o anıta iliştirildi. Amaç manevi duyguları istismar ederek bellekte yer edecek olan kötü izlenimi hemen silip yola devam etmektir. 6 Şubat depremi sonrasında hiçkimse ve hiçbir kurumun sorumluluk üstlenmemesi üzerine Atatürk Barajı seyir tepesinde bulunan o anıttaki yazı geliyor aklımıza.  Eğer olur da depremde yaşamını yitirenler adına bir anıt yapılırsa bir köşesine "Biz depremde öldük, ölmeseydik ne iyiydi." cümlesi yazılmalı. Yaşayan hiç...

Herkes Suçsuz! Peki On Binler Neden Öldü...

11 ili etkileyen tufan birçok ülkeye eşdeğer coğrafyayı adeta haritadan sildi. Suriye savaşı sonrası ülkemizde resmi kayıtlara göre 3,5 milyon mülteci bulunuyor. Resmi beyanlara bakılırsa ülkemizde 4.5 milyon insan deprem bölgesini terk etti. Kayıplara gelince kitaplardan okuduğumuz savaşlardan çok çok daha fazla insan yaşamını yitirdi. Adıyaman'da tarihi Cendere Köprüsü geçmiş yıllarda yaşanan depremlerle birlikte 6 Şubatta meydana gelen depremlerden de etkilenmedi. Cendere köprüsünden çok çok sonra yapılan yapıların tamamı ya yıkıldı ya yıkılacak. Yıkılmayanların ise orta çaplı bir depremden sonra ayakta kalması mucize olur. Ne Cendere Köprüsü kendiliğinden oluştu ne de bugün 11 ilde on binlerce insanın yaşamına mal olan yapılar. Peki nasıl oluyor da binlerce yıl önce yapılan yapı ayakta duruyor da yeni olan ve her türlü teknolojik aletlerle ölçülüp biçilerek yapılan yapılar saniyeler içinde moloz yığınına dönebiliyor? Evet ikisi de insan yapımı biri çalıp çırpmamış, yer seçimi ...

Dermanı Zamanda Arıyoruz

Zamana sığınıyoruz.  Gelecek olan zamanın acımızı bir nebze de olsa hafifletmesini bekliyoruz. Bizden önce yakınlarını kaybetmenin acısını yaşayanlar bizi bu şekilde teselli etmeye çalışıyor. Bu teselliye kendileri ne kadar inanıyorlarsa bizler de o kadar inanıyoruz. Ve her yalnız kalan insan gibi asıl gerçeği sadece kendimize söyleyebiliyoruz. İnsanlık tarihinin en büyük tufanlarından birini yaşamış olsak da biliyoruz ki bu tufan ne ilkti ne de son olacak. İlk ve son olmadığını biliyoruz. Bizleri daha nelerin beklediğini ise bilmiyoruz. Yarım kalan benliğimizle zamanın içinde akıp gidiyoruz. Asrın felaketi asrın ihmalkarlıkları ile büyük yıkımlara sebep oldu. Faili meçhul olmayan kayıplar yaşadık. Hem de on binlerce. Oluşumunu sürdüren dünya 6 Şubat günü 4.17'de biriken enerjisini büyük bir depremle birlikte yerin yüzeyine gönderdi.Topraklar kaydı, koca koca kayalar dağlardan yuvarlandı. Ama hiçbiri bir canlının yaşamına mal olmadı. İnsan, insanın yaptığı beton duvarların altınd...

Hikayesi Yarıda Kalanlar

44 plakalı bir transporterın arka camında “Hikayenin sonunda herkes toprak sahibi oluyor.” Diye yazıyordu.   Aynı tufanı yaşamış ve birbirinden habersiz sığınmış olduğumuz Afyon’da arkalı önlü kentin en işlek caddesinde yol alıyorduk. Hızlı akan trafiğin en yavaşlarıydık. Kendimizi erken eleveriyorduk.   Birbirimizin ne yaşadığını çok iyi biliyor ancak birbirimizi tanımıyorduk. Yaralıydık, hem canımızı hem yurdumuzu kaybetmiş birer mülteciydik yaşamın içinde.   Kimliklerimiz enkaz altında ya da ağır hasarlı olan evlerimizde kaldığı için çoğumuz kimliksizdik. Geçici kimlik kartları ve yeni kimliklerden ücret alınmayacak olması bizi kaybettiğimiz kimliğe geri döndürmeye yetmeyecek biliyoruz. Arabalarımızın plakaları yeni kimliğimiz olmuş, yabancı olduğumuz ve birer depremzede olduğumuz plakamızdan belli oluyordu. Bizi herkes plakalarımızdan tanıyordu.   44 plakalı o transporterin arkasında hikayenin sonunda diye yazıyordu. Hikaye sonlanınca toprağa ka...