Ana içeriğe atla

Bugün 40.Gün, Yara Kabuk Bağlamıyor

 


Ne yazsak ne söylesek avunmanın ötesine geçemiyor. Kelimeler gözden süzülen bir gözyaşı damlası sadece. Değil 40 gün 40 yıl da geçse yaranın kabuk bağlaması mümkün değil gibi.

Ne oldu 40 gün önce. 40 günden bugüne ne değişti.

Acının düştüğü her evde kapanmayacak yaralar oluştu. Yaşayanların gülümsemesi bile yapmacık. Bir anlık bir gülümseme anında bile içinizin kan ağladığını duyumsuyorsunuz.

Sadece yakınlarını kaybedenler değil, dostunu, komşusunu, arkadaşını kaybeden herkes yaralı artık.

Yıllarca helalinden didinip biriktirdiği, boğazından artırdığı ile aldığı evi yıkılanlar da yaralıdır. Bir evin yalnızca betondan oluşmadığını biliyorlar. O evde bulunan her şey her bir ayrıntı özenle ve sevgiyle var olduğu içindir ister kiracı ister ev sahibi olsun evini kaybeden herkes yaralıdır.

Doğduğunuz, doydugunuz, düğünlerinde halay çektiğiniz, taziyelerinde dua edip sabırlar dilediğiniz, cadde cadde, sokak sokak bildiğiniz yaşam alanı olan memleketini kaybedenler de ister oralı olsun isterse geçici süreliğine orada bulunsun yaralı sayılırlar.

Yurdunuzu kaybettiyseniz eğer her yer sürgündür sizin için. Ve yurtsuz kalınca üşüyorsunuz.

Zaman ve mekan sizlerin onlara yüklediği anılarla, yaşanmışlıklarla anlamlar kazanır. Enkaz altında kalan aile albümleri, çocukların oyuncakları, daha önce yaşamını kaybeden yakınlardan kalan hatıralar şimdi şehrin bir kenarında moloz tepelerinin altında kalmış durumda. Titizlikle sakladığı hatıralarla birlikte yıkıntı altında kalan herkes yaralı olarak yaşamanı devam edecek, edebilirse...

Her bir hatıranın bizlere yüklediği bir ödev var...Sorulması gereken kişi ve kurumlardan hesap sormak... İhmalde sorumluluğu olan kişi ve onlara kalkan olan kurumları sorgulamak... Aynı tufanı bir daha yaşamamak ve geleceğe acı dışında hatıralar bırakmak için bunu yapmamız gerekiyor.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...