Ana içeriğe atla

Adıyamanlıların Kendilerini Özel Hissetme Paradoksu


 

Büyük tufanın ilk birkaç günü kendisi ile baş başa kalan Adıyamanlıların deprem sonrasında yetkililer tarafından kendilerine çok farklı davranılacağına yönelik beklentisi maalesef hayal kırıklığı ile sonuçlandı.

Ülke tarihimize baktığımızda yaklaşık her 10 yılda büyük bir deprem ile sarsılmaktayız. Olayın sıcaklığı ile yetkililer tarafından her ne kadar ileriye dönük yeni önlemler dile getirilse de olayın sıcaklığı ile birlikte bu vaatler de unutulup gitmektedir.

Zaman ve mekan değişse de ülkemizde değişmeyen birşey varsa o da deprem öncesi, deprem anında ve sonrasında erklerin tutumu olmuştur. Depremzede ve erkin tutumunda hiçbir farklılık bugüne kadar oluşmamıştır.

Adıyamanlıların bir türlü kavrayamadıkları işte bu erk ve depremzede arasındaki ilişkinin ilden ile değişmeyeceğini. Erzincan'da, İstanbul'da, Van'da, Elazığ'da ve İzmir'de depremzedeler neler yaşadıysa Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve diğer 8 ilde aynı şeyleri yaşayacak.

Depremin etki alanının büyüklüğü ve yaklaşık 5 milyon insanın etkilenmiş olması nedeniyle hatta öncekilerden daha fazla aksaklıkların yaşanacak olması kaçınılmazdır. Çadırların yetersizliği, konteyner kentlerin halen oluşturulamaması, salgın hastalıkların hızla yayılacak olması, yardımların zamanla daha da azalacak olması vb.

Bazı Adıyamanlı STK'ler ve temsicileri kendilerince yaraların hem daha erken sarılması ve hem de Adıyaman'ın özel konumu(ki bu özel konumu anlamış değiliz) itibariyle şehrin kurulması düşünülen yerin konumu, yapılacak olan evlerin yeri, büyüklüğü, oda sayısı ve balkon şekli ile ilgili açıklamalar yapması ve sonrasında yaşadıkları hayal kırıklıkları devam ediyor.

Adıyaman'a özel bir konum verilmesi gerektiği yönündeki açıklamalar gerçeklikten çok uzaktır. Bu yönde yapılan toplantılar ve açıklamalar zaman kaybından öteye geçmeyecektir. Yapılması gereken sürecin takipçisi olarak kurulacak şehrin ve evlerin mevzuatlara uygunluğunu denetlemek ve süreci hızlandırmak olmalıdır. 

 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...