Zamana sığınıyoruz.
Gelecek olan zamanın acımızı bir nebze de olsa hafifletmesini bekliyoruz. Bizden önce yakınlarını kaybetmenin acısını yaşayanlar bizi bu şekilde teselli etmeye çalışıyor. Bu teselliye kendileri ne kadar inanıyorlarsa bizler de o kadar inanıyoruz. Ve her yalnız kalan insan gibi asıl gerçeği sadece kendimize söyleyebiliyoruz.
İnsanlık tarihinin en büyük tufanlarından birini yaşamış olsak da biliyoruz ki bu tufan ne ilkti ne de son olacak. İlk ve son olmadığını biliyoruz. Bizleri daha nelerin beklediğini ise bilmiyoruz. Yarım kalan benliğimizle zamanın içinde akıp gidiyoruz.
Asrın felaketi asrın ihmalkarlıkları ile büyük yıkımlara sebep oldu. Faili meçhul olmayan kayıplar yaşadık. Hem de on binlerce.
Oluşumunu sürdüren dünya 6 Şubat günü 4.17'de biriken enerjisini büyük bir depremle birlikte yerin yüzeyine gönderdi.Topraklar kaydı, koca koca kayalar dağlardan yuvarlandı. Ama hiçbiri bir canlının yaşamına mal olmadı. İnsan, insanın yaptığı beton duvarların altında can verdi. Yani felaketi doğa değil insanın kendisi gerçekleştirdi.
Resmi merciler tarafından ölüm raporu tutulmadan defin işlemi gerçekleştirenleri saymazsak eğer bu dünyadan zamansız göçüp gidenlerin sayısı onbinlerle ifade ediliyor. Resmi rakam 50 bine dayanmış durumda. Kayıpların sayısı ise tam olarak bilinmiyor.
Her ne kadar istatistiki bilgi olarak sayılarla ifade edilse de her bir sayı bir can demek. Hastahane ve mezarlık kayıtlarında ilk sırada olan da son sırada olan da kıymetli birer candı. Ve tutanak altına alınamadan üstü toprakla örtülen de.
Normal olmayan bir dönemden geçiyoruz. Ne acımızı normal bir dönemdeymişiz gibi yaşıyoruz ne de eş,dost, arkadaş ve akraba ile görüşebiliyoruz. Karmaşık bir ruh hali içerisinde travmalar yaşıyoruz.
Telefon rehberinden yakınlarımız başta olmak üzere yitip gidenlerin isimlerini silmek nüfus kütüğünden insanları düşürmekten çok daha zor. Resmi olmayan yanımız yanmaya devam ediyor.

Yorumlar
Yorum Gönder