Ayna hiç icat edilmemiş olsaydı, insanın kendisiyle karşılaşması bugünkünden çok farklı olurdu. Suyun bulanık yüzeyinde beliren silik görüntümüz dışında kendimize dair hiçbir şeye sahip olamaz; yüzümüz, başkalarının gördüğü ve onların anlamlar yüklediği bir hâl olarak kalırdı. Ayna zamanla hayatımıza girdi ve biz, ilk kez kendimize dışarıdan bakmayı öğrendik. Yüzümüzde yılların bıraktığı izleri, duygularımızın şekillendirdiği çizgileri ve birikmiş yaşanmışlıkların gölgesini fark eder olduk. Mutluluğun yüzü nasıl aydınlattığını, kederin yüzü nasıl gölgelediğini yine aynanın tanıklığıyla gördük. Adnan Gerger, Yüzsüz Hayat kitabında bu yüz ile yüzleşme hâlini bambaşka bir düzleme taşıyor. Okurdan aynada gördüğü yüzü yeniden düşünmesini, gerekirse başka bir yüz hayal etmesini istiyor. Yazarın dünyasında yaraya merhem, yine başka bir yaralının kabuğudur. Binlerce yıllık törenin günahını kendi yüzünde silmeye çalışan Nare’ye, binlerce yıldır süregelen derin ilişkilerin kurbanı Adriana’nın öl...
Şimdilik adı Rojin… Yarın belki başka bir adla karşımıza çıkacak. Geçmişte üstü örtülen, faili gizlenen kadın cinayetleri zincirinin şimdiki halkası o oldu. Yine üstü kapatılmak isteniyor. Yenilerine zemin hazırlanıyor. Coğrafyamızda kadın olmak zordur. Zincirini kırdığın anda, lanetlenmiş bir erkek iktidarıyla karşı karşıya kalırsın. Bu iktidar, kendi günahlarını örtmek için her yolu mubah görür. Kendi korkularını bastırmak için bir kadının hayatını söndürebilir. Ve ortada delil kalmasın diye, soğuk bir suya kadın bedenini atabilir. Rojin, 21 yaşında gencecik bir kadındı. Bizzat babası tarafından üniversiteyi okuyacağı şehre götürüldü; baba, kızını güvenle emanet edip evine döndü. Sonrası hepimizin içini acıtan o haberlerle geldi. On sekiz gün boyunca süren umutlu bekleyiş, Van Gölü kıyısına vuran cansız bir bedenle son buldu. Rojin artık yoktu. “Rojin”, güneşimsi demekti… Güneşle gelen demekti. Yirmi bir yaşına kadar ailesinin güneşiydi. Yirmi birinde, o güneş kendiyle b...