İnsanlığın günümüze kadar ulaşabildiği en kutsal değeri barıştır. Gelecek nesillere aktarılacak en kıymetli miras, kaybedeni olmayan; kazananı ise herkesin olduğu bir iyi hal dönemidir.
Varlığın gerçek değerini çoğu zaman onu kaybettiğimizde anlarız. Oysa kaybın olmadığı bir yaşam inşa ederek, elimizdeki varlığı yok olmaktan koruyabiliriz.
Varlığı yokluk üzerinden tanımlamamak için elimizde olanı korumak ve güçlendirmek zorundayız. Bunun için herkesin kendinden biraz taviz vermesi gerekir. Zor olanı konuşabilmek, sözcüğün gücüne inanarak şiddete başvurmadan ikna etmeyi başarabilmektir. En uç görüşlerin bile aklıselim bir şekilde ele alınması, herkesi doğru olana götürmeye yetecektir.
Kadim coğrafyamız, geçmişin acılarıyla yoğruldu. Evlatlar ana babadan, ana babalar evlattan koparıldı. En güzel hikâyeler yarım kaldı ve geride kalanlar eksilmiş bir hayatla yaşamaya mecbur bırakıldı. Ancak bir varlığı kütükten silmek, onu hayattan tamamen silmek anlamına gelmedi. Bir kez var olmuş olanı artık yok sayamazsınız. Boğazda düğümlenen bir nefes, akmaya hazır bir gözyaşı hep kaldı. Toprak en çok erken düşenleri bağrına basarken acı çekmiştir. Oysa sıralı ölüm, herkesin zorlanmadan kabul ettiği bir göç haliydi.
Sene 365 gün. 365 günün acı demek olduğunu ancak ciğerinde bu sızıyı taşıyan bilir. Başkalarının canı üzerinden verilen kararlar herkesi derinden yaraladı.
Artık inanmak gerek! Güneşle birlikte yeni bir günün doğacağına, yağmurun ve toprağın bereketiyle kadim cografyamızın yeşerecegine... Sürecin sonunu kestirmek zor olsa da barışa inanmak, onu sahiplenmek ve uğruna mücadele etmek zorundayız. Bugün verilmesi gereken en güzel kavganın içindeyiz. Bu, ekmek kavgası kadar yaşamsal ve kutsal bir mücadeledir. Herkesin aynı tarafta olması gerektiği bir kavganın içindeyiz.

Yorumlar
Yorum Gönder