Ana içeriğe atla

Adnan Gerger’den Yüzsüz Hayat: Yüzün, Törelerin ve Aşkın Çıkmazı




Ayna hiç icat edilmemiş olsaydı, insanın kendisiyle karşılaşması bugünkünden çok farklı olurdu. Suyun bulanık yüzeyinde beliren silik görüntümüz dışında kendimize dair hiçbir şeye sahip olamaz; yüzümüz, başkalarının gördüğü ve onların anlamlar yüklediği bir hâl olarak kalırdı.


Ayna zamanla hayatımıza girdi ve biz, ilk kez kendimize dışarıdan bakmayı öğrendik. Yüzümüzde yılların bıraktığı izleri, duygularımızın şekillendirdiği çizgileri ve birikmiş yaşanmışlıkların gölgesini fark eder olduk. Mutluluğun yüzü nasıl aydınlattığını, kederin yüzü nasıl gölgelediğini yine aynanın tanıklığıyla gördük.


Adnan Gerger, Yüzsüz Hayat kitabında bu yüz ile yüzleşme hâlini bambaşka bir düzleme taşıyor. Okurdan aynada gördüğü yüzü yeniden düşünmesini, gerekirse başka bir yüz hayal etmesini istiyor. Yazarın dünyasında yaraya merhem, yine başka bir yaralının kabuğudur. Binlerce yıllık törenin günahını kendi yüzünde silmeye çalışan Nare’ye, binlerce yıldır süregelen derin ilişkilerin kurbanı Adriana’nın ölü bedeninden yüz yapmaya çalışması da bunun sembolik örneğidir. Yazar aynı zamanda Nare'nin yüzünden eksilen bazı organları herhangi bir his taşımayan protezler ile yeniden tamamlamaya çalışması yitip giden hislerin yoksunluğunu bizlere hissettirmeye çalışıyor. 


Gerger’e göre yüz, yalnızca fiziksel bir organ değil; insanın yaşam haritasıdır. Üzerindeki her çizgi, kesilmiş bir ağacın gövdesindeki yaş halkaları gibi derin yaşanmışlıkları temsil eder. Göz, burun ve ağız gibi duyusal kapılarımız yalnızca tatları, kokuları ve görüntüleri değil; hayatın bize yüklediği anlamları da taşır. Bu yüzden yazar, yüzü olmayanın değil; kendine ait bir yüz bulamayanın “yüzsüz” olduğunu vurgular.


Nare ve Yusuf ikilisinin birbirlerine olan tutkusu romanın en önemli damarını oluşturuyor. Devlet ve din yasalarından çok daha eski olan töre geleneklerinin nesiller boyu nasıl aktarıldığı, bu geleneğe karşı durmanın ne derece zor olduğu ve çoğu zaman bir çıkmaz sokak hâline geldiği edebi bir dille ele alınmaya çalışılmış.


Kitap, yüz kavramını merkeze alırken törelerin, yazılı olmayan kuralların ve yeraltı dünyasının şekillendirdiği ilişkilerin birey üzerindeki baskıcı yönlerine de ışık tutuyor. Devletin ve uluslarası ilişkilerin yazılı kanunlarının çok ötesinde etkili olan bu görünmez düzenin, özellikle aşkı nasıl sınadığını Adriana ve Emre’nin yaşadıkları üzerinden anlatmaya çalışıyor.


Yüzsüz Hayat, töreyle bireyin; toplumla kimliğin; yüz ile arayışın kesiştiği noktada okuru hem sorgulamaya hem de yüzleşmeye davet ediyor.


Yüzsüz Hayat, bizlere yalnızca bir hikâye anlatmıyor; yüzün, belleğin, yeraltı dünyasının ve törenin birbirine dolandığı o güçlü bağları yeniden düşünmemiz için güçlü bir fikir sunuyor.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...