Ana içeriğe atla

Rojin Kabaiş Olayı: Erkeğin Lanetli İktidar Halidir

 

 


Şimdilik adı Rojin…

Yarın belki başka bir adla karşımıza çıkacak.

Geçmişte üstü örtülen, faili gizlenen kadın cinayetleri zincirinin şimdiki halkası o oldu. Yine üstü kapatılmak isteniyor. Yenilerine zemin hazırlanıyor.

Coğrafyamızda kadın olmak zordur.

Zincirini kırdığın anda, lanetlenmiş bir erkek iktidarıyla karşı karşıya kalırsın. Bu iktidar, kendi günahlarını örtmek için her yolu mubah görür. Kendi korkularını bastırmak için bir kadının hayatını söndürebilir.

Ve ortada delil kalmasın diye, soğuk bir suya kadın bedenini atabilir.

Rojin, 21 yaşında gencecik bir kadındı.

Bizzat babası tarafından üniversiteyi okuyacağı şehre götürüldü; baba, kızını güvenle emanet edip evine döndü.

Sonrası hepimizin içini acıtan o haberlerle geldi.

On sekiz gün boyunca süren umutlu bekleyiş, Van Gölü kıyısına vuran cansız bir bedenle son buldu.

Rojin artık yoktu.

“Rojin”, güneşimsi demekti… Güneşle gelen demekti.

Yirmi bir yaşına kadar ailesinin güneşiydi.

Yirmi birinde, o güneş kendiyle birlikte battı.

On sekiz gün boyunca ailesi, “Belki yaşıyordur” umuduyla aradı.

Ama sonunda Van Gölü’nün soğuk suları, bir umudu daha kıyısına vurdu.

Toprakla üstü örtülen Rojinin babası 10 ay boyunca haykırmaya devam etti. Hiçbir cevap alamamasına rağmen yılmadı. Adaletin peşinden koştu.

Peki, on ay boyunca saklanan neydi?

Saklanmak istenen kimdi?

Milyonların yaşadığı bir ülkede, bir baba tek başına adalet mücadelesi verdi.

Kızını tanıyordu.

Onun intihar etmediğinden emindi.

Peşini bırakmadı.

Bir iken bin oldu, şimdi milyonlar arkasında.

O babanın beklentisi kızını geri getirmek değildi.

Kızının katillerini bulmaktı.

Saklananı, gizleneni, aklanmak isteneni ortaya çıkarmaktı.

Kızının anısına, adalete ve diğer kadınlara olan borcuydu bu.

Kadın cinayetleri zinciri artık kırılsın istiyor.

Çünkü onun güneşi zamansız battı.

Yeni Rojinler kararmasın diye, o baba hâlâ dimdik ayakta.

Bu topraklarda bir gün güneş gerçekten doğacaksa, adaletin tecelli ettiği gün doğmuş olacak.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...