Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.
Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.
Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.
Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.
Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdiklerimiz. Veda etmeden sonsuzluğa yol aldılar.
İşte biz o gün vedasız ayrılığın en zor ayrılık olduğunu deneyimlemiş olduk. Ve belki de artık olmayacaklarını kabullenemeyişimiz bu vedanın olmamasındandır.
Ayrılıklar vedalarla olur. Bizim vedamız olmadı. Biz onları 6 Şubat 4.16'da oldukları yerde aramaya, kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. Sonsuz kere olmayacaklarını bildiğimiz halde.
Kalanlar tamamlanamayacak bir yarım artık. Kabuk bağlamayan bir yara, sönmeyen bir ateş, dinmeyen bir sızı... Gidenler yarım kalan ömürleri kalanların ömrüne ömür katsın isterdi ama gidişleri ömrümüzden ömür götürmeye yetti yalnızca.
Eskiler “Allah sıralı ölüm versin!” diye dua ederken acının sırasına dikkat çekerlermiş. On binlerce insan ölümün sırasını bozdu o gece. Çocuklar annelerinden, babalarından, dedelerinden, ninenelerinden önce ölümü tattılar.
Yine eskiler “Ocağınız sönsün, kapınız kapansın!” derledi. On binlerce evin ocağı o gece söndü, kapıları kapandı. Hiç olmamışlar gibi, kapılarına kilit vurmadan kapadılar "Yuva" hissimizin kapısını. Ne içerden ne dışardan açılmamamak üzere mühürlendi kapılar.
Yokluklarından ki acıyı iyi ki var oldular temennisi ile sindirmeye çalışıyoruz. İyi ki doğdular, iyi ki hayatımıza girdiler. İyi ki anamız, babamız, kardeşimiz, çocuğumuz oldular diyoruz. İyi ki tanıdık onları diyoruz.
Kurulan teselli cümleleri yine acıyı dindirmeye yetmedi. Kabuk bağlamayan yaraların tesellisi de olmuyormuş. Teselli cümlesi en çok kuranı yaraladı. Karşıdakinin hissizliği karşısında hiçbir şey yapamanın mahcubiyetini yaşadı insanlar.
Bir hiç uğruna on binlerce can ecelleri gelmeden düştü toprağa...Günlerce bir nefes, bir el diye haykıran insanlar can çekişerek öldüler...Sorumluluğu olanlar hesap vermek yerine "takdiri ilahi diyerek" kendilerini dokunulmaz kıldılar!

Yorumlar
Yorum Gönder