Ana içeriğe atla

Sevdiğinin Yüreğinde Ölmek (Mirina Ser Dîlê Te)

 


“Mirina ser dîlê te” sevdiğinin yüreğinde ölmek demektir. Aşk ve sevda, hangi dilde dile gelirse gelsin, özeldir ve değerlidir. Çünkü dil, varlığın ispatıdır. Ekmek gibi, su gibi, hava gibi yaşamsaldır. Diller, geçmiş ile bugün, bugün ile yarın arasında köprü görevi görür. Dil aşkı ve sevdayıda kapsar.

Coğrafyamızın en kadim dillerinden biri olan Kürtçe, edebiyat açısından oldukça zengin bir dildir. Aşk ve sevda konuları hem sözlü hem yazılı edebiyatta sıkça işlenmiş; kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Üç farklı aşk hikâyesi; kavuşamama, özlem ve sevdayı konu edinerek Kürt aşk edebiyatına önemli katkılar sunmuştur. Bu üç eserden şiirler yazılmış, türküler yakılmış, filmler üretilmiş ve halk belleğinde kalıcı izler bırakılmışlardır. Bu destansı eserlerden kısa kesitler sunarak Kürtçe aşk edebiyatına merak uyandirmak istiyorum.

Mem û Zîn: Kavuşamamanın Destanı

17. yüzyılda Ahmedê Xanî tarafından kaleme alınan Mem û Zîn, Kürt edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Botan Mir’i’nin kızı Zin ile Batı şehrinin varisi genç Mem’in kavuşamama hikâyesini anlatır. Onların ölümü, sevdadan doğar. Yaşarken kavuşamamanın, mezarda birlikte toprak olmanın destanıdır.

Xanî, aşkı şu dizelerle tanımlar:

"Evîn e ku ji sirrê sirr e,

Xelq nezanin ku çi sirr e."

“Aşk öyle bir sırdır ki, sırların da sırrıdır. İnsanlar bilmez, bu sırrın ne olduğunu.”

"Evîn e ku bû serencam,

Her çi xweş e li dinyayê ham."

“Aşk, bütün güzelliklerin nihai amacıdır. Dünyada güzel olan her şeyin özüdür.”

"Evîn e ku bi nûrê xwedî ye,

Ji dilê pîroz, ji dîlî ye."

“Aşk, ilâhî bir nurdur. Kalpten doğar, kalpte parlar.”

Feqiyê Teyran ve Sinem

16. yüzyılda yaşayan Feqiyê Teyran, aşkı derinlikli biçimde işleyen şairlerden biridir. Onun “Sinem”e olan sevdası, Kürt aşk edebiyatında unutulmaz bir yer edinmiştir. Rivayete göre Feqiyê, Mir’in kızına âşık olur. Ancak Mir, kızını vermek için imkânsız bir şart koşar: Mısır’dan fistan getirmesini ister. O günün koşullarında bu imkansızdır.

Feqiyê uzun bir yolculuğa çıkar, Mısır'a ulaşır, istenen fistanı bulur. Fakat dönüşünde Sinem, uzun süren bu hasrete dayanamayıp vefat etmiştir. Şair acısını şu dizelerle dile getirir:

"Bêhiş kirim zulfê du reş,

Biskê siyah, bîhnê di xweş,

Ey duxterê, çapik bi meş,

Wêran ezim, malim xirab."

“Cenneti kara saçlarınla soldurdun,

Siyah kaşlarının kokusu hoş,

Ey kız, kirpiğin yürür gibi,

Ben viraneyim, evim harap.”

Zembîlfiroş’un Hikâyesi

Bir diğer önemli aşk hikâyesi ise Zembîlfiroş’tur. 16. yüzyılda Feqiyê Teyran tarafından dile getirilen, 18. yüzyılda Muradhanê Bazîdî tarafından yeniden yazılan bu eser, Silvan Beyi’nin eşinin bir sepet satıcısına (Zembîlfiroş’a) duyduğu imkânsız aşkı konu alır.

Beyin eşi Zembîlfiroş’a şöyle seslenir:

"Zembîlfiroş lawikê nenas î

Tena derpî û kiras î

Tu ji destêm nabî xelas î

Lawiko ez evîndar im"

“Ey Zembîlfiroş, yabancı oğlan,

Varın-yoğun bir lokman, bir hırkan,

Kurtulamazsın elimden inan,

Ey delikanlı, sevdalıyım ben.”

Zembîlfiroş ise ona şu sözlerle karşılık verir:

"Xatûna gerden bi morî

Qet nabe bi kotek û zorî

Tirsa min ji wî Rebbê jorî

Xatûnê ez tobedar im"

“Ey boynu inci gerdanlıklı hatun,

Zorla güzellik olmaz biliyorsun,

Yüce Rabbimden korkarım ben,

Ey hanımefendi, tövbekârım ben.”

Aşk, sevda ve kavuşamama tüm dillerde ortaktır. Her hikâye, kendi dilinde değerlidir. Kürt edebiyatının aşk destanları yalnızca bir halkın değil, bütün insanlığın ortak duygularını dile getirir. Bu eserler, aşk edebiyatının unutulmaz hazineleri olarak her daim yaşatılmalıdır.

Kaynakça

Ahmedê Xanî. (1990). Mem û Zîn. İstanbul: Deng Yayınları. (Eserin aslı 17. yüzyılda yazılmıştır.)

Feqiyê Teyran. (2007). Divanê Feqiyê Teyran. İstanbul: Avesta Yayınları.

Bazîdî, M. (2008). Zembîlfiroş. İstanbul: Nûbihar Yayınları. (Eser, 18. yüzyılda Muradhanê Bazîdî tarafından yazıya geçirilmiştir.)


Yorumlar

  1. Diline kalemine sağlık dostum cok güzel dostluklar sevgiyle kal

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...