Ana içeriğe atla

Tohumdan Ormana, Ormandan Küle



İlkokul yıllarından itibaren hepimiz "Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana" şarkısıyla büyüdük. Ormanlar kurmak, ağaç dikme etkinliklerine gönüllü katılmak için seferber olduk. Bu etkinliklerde çekilen bolca fotoğrafla şehirlerin giriş çıkışları ve atıl durumdaki alanlar, “hatıra ormanı”na dönüştürüldü.

Ancak ne yazık ki bu hatıra ormanları, çok geçmeden imara açıldı. Rant, tohumdan ormana dönüşen bu alanlardan daha önemli hale geldi. Çekilen fotoğraflar ise birilerinin görmesini sağladığı için amacına ulaşmış oldu. Ama ektiklerimizden çok daha fazlası, orman yangınlarında tek seferde küle döndü.

Ağaçlar, böcekler, yeşilin bin bir tonu, evler ve insanlar bu yangınlarda yok oldu. Hayvanların imdat sesleri, insanların imdat seslerine karıştı. Maalesef hepsi, bir yaprak gibi can verdi. Bu ülkede her yıl, kasıtlı ya da kasıtsız, ormanlarımız yanıyor.

Geçtiğimiz günlerde Eskişehir’de çıkan orman yangınlarına müdahale etmek isteyen, aralarında gönüllülerin de bulunduğu çok sayıda insanımızı, maalesef yangın söndürme faaliyetleri sırasında kaybettik. Bu acı, bir kez daha gösterdi ki sadece ormanlarımız değil, bu uğurda mücadele eden canlarımız da yok oluyor.

Ormanların kesildiği yerlere ev yapılırken “Yöneticiler nerede?” diye sormayanlar, o bölgelerden ev almak için sıraya girenler, ormanlar yanarken “Yöneticiler nerede?” diye sormaya başladı. Oysa kaygı, yine ağaçlar değil; yanmak üzere olan evler ve kendileri için özel oluşturulmuş cennet bahçeleriydi. Yöneticiler de yurttaş da hep aynı yerdeydi aslında… O ağaçlar kesilirken yöneticilik yapamayanlar, o yangınları söndürme konusunda da bir kabiliyete sahip değillerdi.

Ne yazık ki bir mesele, olayın sıcaklığı yaşanırken değil de unutulduğu zaman konuşuluyorsa, o olaya gerçekten çözüm üretiliyor demektir. Olayın sıcaklığı varken dile getirilen çözüm beyanları ise sadece "gaz almak" içindir. Yangınların sıcaklığı geçince verilen sözler unutulur. Sözü veren yöneticilerin tayini çıktığında veya belediye başkanlığı el değiştirdiğinde bu sözler devlet sözü sayılmadığı için hiç verilmemiş gibi olur. Yeni gelenler de bu sözleri devralmaz.

Gelişen teknoloji, orman yangınlarına anında müdahale olanağı sunmak yerine, drone’lar sayesinde yalnızca yanan alanın büyüklüğünü ve ormanlık alanın nasıl kül olduğunu canlı yayınlarla göstermekten öteye gidemiyor. Üç tarafı denizlerle, iç bölgeleri göller ve barajlarla çevrili coğrafyamız, maalesef orman yangınları karşısında hâlâ yetersiz kalıyor.

Çok değil, sıcaklıklar düşünce orman yangınları da sona erecek. Biz de denizin başladığı yerde biten yangınları “Yangın kontrol altına alındı” diye açıklamaya devam edeceğiz. Ağaçları kesip imar alanlarına bina dikmeye devam edeceğiz. Hatıra ormanları ise yalnızca fotoğraflarda hatıra olarak kalacak.

Bu döngüyü kırmak ve ormanlarımızı gerçekten korumak için bir çıkar yol bulmak zorundayız...

Ülkemizde ne yazık ki, bir felaket yaşandığında ancak o zaman gündeme gelir. Deprem olunca deprem konuşulur, ormanlar yanınca ormanlarla mücadele tartışılır, insanlar ölünce ölüme sebep olan etkenler sorgulanır. Oysa 365 gün değer vermemiz gereken her şey, yalnızca takvimdeki bir “özel gün” ile hatırlanır. O gün geçince de geriye ne ilgi kalır ne de sorumluluk; diğer günlerde tüm bu değerler anlamını yitirir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...