Ana içeriğe atla

Neden Barış?

 


Ortadoğu, peygamberlerin dahi siyaset yapmakta zorlandığı, çetin bir coğrafyadır. Günübirlik siyasetle yönetilemeyecek kadar karmaşık ve derin bir yapıya sahiptir.


Fırat ve Dicle’nin bereketli sularıyla beslenen bu topraklar, insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biridir. Sayısız medeniyet bu coğrafyada doğmuş, büyümüş ve yok olmuştur. 


Sürekli buhranlarla, iç çatışmalarla yoğrulan bu kadim coğrafyada, halkların yaşadığı uzun yıllar, insanlık tarihi açısından bakıldığında yalnızca kısa birer kesittir.


Bu kısa ama sayıca çok zaman dilimleri, Ortadoğu’yu bir savaş coğrafyasına dönüştürmüştür. Farklılıklar, diğerleri için bir tehdit olarak gösterilmiş; bereketli topraklar, kanla sulanmıştır. Fırat ve Dicle, kan olup sınırları aşmıştır.


Geçmişten bugüne taşınan yalnızca köklü bir kültür değil, aynı zamanda kan ve gözyaşı olmuştur. Sulh, bu topraklarda sıkça savaşa yenik düşmüştür. Kan ve gözyaşının kader olarak algılandığı bu coğrafyada, barış umudu yeniden yeşermek için gün sayıyor. Takvim yaprakları göstermiştir ki, barışın egemen olmadığı hiçbir toprakta, hiçbir zamanda gerçek bir kazanan olmamıştır. Yitirilen yalnızca canlar değil; doğa, kültür, canlı yaşamı... Herkes ve her şey kaybetmiştir.


Barış, uğruna mücadele edilmesi gereken en yüksek insani değerdir. Kaybedeni yoktur. Geleceğe bırakılabilecek en kıymetli mirastır.


Hızla değişen dünya düzeni ve teknolojinin baş döndürücü gelişimi, dünyayı adeta küresel bir köy haline getirmiştir. Artık hiçbir ülke, hiçbir birey, dünyadaki gelişmelerden kendini soyutlayamaz. Yeni dengeye uyum sağlamak, içte yaratacağımız dengeyle mümkündür.


Yıllardır çözümsüz kalan kadim meselenin, barış umuduyla masaya yatırılıyor olması; kadim Mezopotamya ve Anadolu halkları için paha biçilmez bir adımdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...