Ana içeriğe atla

Baba İshak'ın Uzun Yürüyüşü: Adaletin ve Eşitliğin Peşinde Bir İsyanın Hikayesi

 



Tarih, çoğu zaman galipler tarafından yazılır ve yenilenler genellikle "kötü" olarak resmedilir.

Anadolu topraklarında da bu durum farklı olmamış, iktidarın kaleminden çıkan metinlerde, mağlup olanlar hep olumsuz birer figür olarak anlatılmıştır. Ancak tarihin tozlu sayfalarında, iyiliği, güzelliği ve eşitliği savunan, makam ve mevki hırsından uzak, dervişler de vardır. İşte onlardan biri, Baba İshak...


Baba İshak, kendisini iyiye, güzele ve eşitliğe adamış bir halk önderiydi. Onun ruhani liderliği, kişisel çıkarların değil, tüm yurttaşların eşitliği ve hakkaniyeti üzerine kurulmuştu. Adıyaman'dan başlayan bu uzun soluklu yürüyüşü, Konya'ya dek uzanacaktı. Abuzer Gıffari'nin makamı bulunan Adıyaman, Baba İshak'ın yetişmesinde önemli bir ilham kaynağı olmuştu.

Rivayetlere göre, muaviye döneminde eleştirileri nedeniyle sürgün hayatı yaşayan ve Adıyaman'da makamı bulunan Abuzer Gıffari, "İki gömleği olup gömleği olmayana birini vermeyen bizden değildir" diyerek eşitlikçi duruşunu sergilemiştir.Yıllar sonra bu kadim topraklarda Baba İlyas dergahında yetişen Baba İshak, eşinin ölümüyle hayata küsmüş, şeyhinin öğretileriyle yeniden hayata tutunmuştur. Baba İlyas'ın insanlığa dair güzel dileklerini memleketi Adıyaman'da yaymaya çalışan Baba İshak, kısa sürede herkesin güvenini kazanmış, gerçek bir halk adamı haline gelmişti.


İktidarlar, zamanla kendi iç çekişmeleriyle zehirlenebilirler. Selçuklu hükümdarlarının taht kavgaları, vezirlerin kendi çıkarları doğrultusunda hükümdarlarını yönlendirmesi, bu dönemin en belirgin özelliklerindendi. Zevk ve safa içinde yaşayan küçük bir azınlık ve perişan haldeki Selçuklu halkı arasında derin bir uçurum oluşmuştu. Her dinden, her dilden ve her kültürden insanlar kıtlık içinde yaşam mücadelesi veriyordu.


Sünni İslam'ın iktidarlaşmış öğretilerine karşı çıkan, tüm milletleri eşit gören, kadın-erkek eşitliğini ön plana çıkaran, toplumlar arasında barışı inşa etmeye çalışan ve haksızlığa karşı çıkan bir ruhani lider olan Baba İshak, zulüm altındaki halkın umudu haline gelmişti. Çevre yerleşim yerlerinde yaşayan Yezidiler, Araplar, Türkmenler, Kürtler... karşılaştıkları büyük sorunlarda Baba İshak'tan yardım ister olmuşlardı. Halk arasında oluşturduğu güven, zamanla onu kanaat önderliğinde yükseltmişti.


Selçuklu hanedanlığındaki taht kavgalarının halka yansıması ağır olmuştu. Artan vergiler, liyakatsiz kişilerin görevlere getirilmesi ve halka yaşatılan zulüm, büyük bir çıkmaz yaratmıştı. Halk, çare için Baba İlyas'ın kapısını çalarken, Adıyaman yöresinde bulunan her inançtan ve ırktan insanlar da Baba İshak'ın meclisine sığınmış ve çözüm aramışlardı. Kendisini Allah yoluna adayan Baba İshak, dergahında olan her şeyi halkla paylaşmaya başlamıştı.


Zamanla Baba İshak liderliğinde örgütlenen halk, kötü gidişata "dur" demek ve hakkaniyetli bir hanedanın başa geçmesi için ayaklanmaya başladı. Baba İshak, kendisine yoldaşlık eden müritleri ve farklı halk kesiminden insanlarla Adıyaman, Samsat, Kâhta ve Gerger kalelerinden başlayarak Konya'ya kadar ilerlemeye çalıştı. Bu adanmış kişilerle çıktığı yolculukta, şeyhi Baba İlyas'ın idam edildiği haberini almasıyla öfkesi daha da arttı.

Baba İshak'ın derdi ne makam, ne de dünyevi şeylerdi. Tek bir amacı vardı: Allah için eşitliği, iyiliği ve doğruluğu yeryüzüne hakim kılmak için canla başla mücadele etmek. Düzenli orduya karşı tamamı gönüllü kişilerden oluşan isyancı grubu, onun müritlerinden öte, gerçek birer yoldaşa dönüşmüştü.


A.Sırrı Özbek'ten Namekân & Baba İshak'ın Uzun Yürüyüşü 

Sırrı Özbek, "Namekân&Baba İshak'ın Uzun Yürüyüşü" adlı kitabıyla, bir döneme damgasını vuran bu önemli kişiliği derinlemesine inceliyor. Kadim Samsat topraklarına katkı sunmuş Kommagene filozoflarından beslenen, Abuzer Gıffari ile taçlanan Adıyaman toprağını barışın ve kardeşliğin simgesi haline getiren Baba İshak'a yarenlik ediyor. Kitap, tarihi yazan güçlü "kötülere" bir cevap niteliğinde. Bugüne gelinceye dek tarihi güçlüler yazmış, yenilenler hep "kötü" olarak anılmıştı. Ancak Baba İshak, yenilmiş olsa da iyiliğin, doğruluğun ve eşitliğin mücadelesini veren, haklı olan ve "iyi" olan taraftır.

Baba İshak'ın uzun yürüyüşü, sadece bir isyanın değil, aynı zamanda adalete ve eşitliğe duyulan derin özlemin de bir simgesidir. Onun mirası, günümüzde de toplumsal adalet arayışlarına ilham vermeye devam ediyor.

Yorumlar

  1. Bu güzel yazınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  2. Bu yazınız için çok teşekkür ederim. Musade ederseniz yazınızı payşacağım. 1230 yılında zulme karşı isyan eden , Baba İshak 'a karşı benim bir ilgim var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Memnuniyet duyarım...linki bizimle paylaşırsanız sevinirim...🙏🙏

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...