Ana içeriğe atla

Kelimeler Anlamını Yitirirken; Barış Diyebilmek

 


Silahın gölgesinde kalan hayatlar ve anlamını yitiren kelimeler... Binlerce canın toprağa düştüğü kadim topraklarda "baba", "anne", "evlat", "kardeş", "barış" ve "gülümseme" kelimeleri artık ilk anlamından çok uzakta.

Binlerce can toprağa düştü. Binlercesi sakat kaldı. Gidenlerin ardında kalanlar hep yarım, hep ağlamaklı. Eşini, oğlunu, kardeşini, babasını kaybedenler için kelimeler anlamını yitirdi.

Babasını kaybeden bir çocuk için "baba" kelimesinin anlamı, babası olan herkesinki gibi olabilir mi? Yetim olanla olmayan birinin kurduğu cümlenin anlamı aynı mıdır? Ya da annesini kaybeden biri "anne" derken, bu kelime muhatabına söylenmeyen, sadece cümle içinde kurulan sade bir kelime olarak mı kalır?

Erken yaşta toprağa düşen bir kardeş, sırtını yaslayacağın bir dağ, sığınacak bir liman olur mu? Sözlükte kelimeler ile sıralanan bir anlama bürünebilir mi artık?

Bir evlat, her şeyden sakındığınız... sarılarak, koklayıp büyüttüğünüz. O evladın artık olmadığı bir evrende sabah güneş aynı şekilde doğup akşam batabilir mi? Çocuğunu en gencecik yaşta toprağa veren bir anne ve baba eskisi gibi eş kalabilir mi? Aileyi çağrıştıran tüm kelimeler gerçek anlamlarını çoktan yitirmiştir.

Aileler dağıldı, yok oldu. Babasını her gördüğünde yüzünde gülümseme olan çocuk, göreve gidip o akşam eve gelemeyen babasına gülümseyemedi. Gelemeyecek olan baba, o yüzden o gülümsemeyi sildi. Bir daha hiç olmayacak. Gülümseme anlamını yitirdi.

"Barış", insanlığın tüm çıkmazları için ürettiği en değerli olgu. Hiçbir can toprağa düşmeden bu kelimeyi kurabilseydik, kendi anlamından hiçbir şey kaybetmemiş olacaktı. Şimdi kurulan her "barış" kelimesi, ilk anlamından çok uzakta.

Yaralı ya da kayıp birinin haberi kulağınıza geldiğinde, sizler de artık yaralı sayılırsınız. Yaranız derinde olmasa da, toplumsal bir varlık olduğunuzun bilinciyle yasa bürünürsünüz.

Şimdi kadim topraklar yeniden "barış" demeye başladı. İnsanın insanlarla, doğayla, börtü böcekle barışması konuşuluyor. İnsan hak ve özgürlüklerinin birlikte yaşamın çimentosu olduğu anlatılıyor.

Biz yaşayanlar için "barış" kelimesi ilk anlamından çok uzakta da olsa, yeni doğanlar için; ölümü, yaralanmayı, yetim ve öksüz kelimesini duymayacakları için barış daha kıymetli olacak. Geleceğe bırakılacak olan barışın kıymeti, kayıplar düşünüldüğünde daha çok sahiplenilecek bir miras olacak.

Yorumlar

  1. Biraz daha duygulardan arınmış bir şekilde ve daha akıcı, birbirinden çok kopuk olan cümleleri edebi bir üslupla kaleme alarak daha bütünlüklü bir yapıya kavuşturmak gerekir. Sevgiler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...