Ana içeriğe atla

Kommagenenin Asil Kadın Şairi: Julia Balbilla

 



Kommagene Krallığı, Doğu ile Batı kültürlerinin kesişim noktasında, günümüz Adıyaman ve çevresinde hüküm sürmüş MÖ 163 ile MS 72 yılları arasında Fırat Nehri'nin hayat verdiği topraklarda yer alan Helenistik bir uygarlıktı.

Siyasi çekişmelerin gölgesinde kurulmasına rağmen, yıkılışı herhangi bir kargaşaya sahne olmayan bu krallığın kurucusu Ptolemaios, son hükümdarı ise IV. Antiochos olmuştur. 

Başkent Samosata'dan (günümüz Samsat) yükselen Kommagene, antik dünyanın kültürel ve siyasi arenasına önemli şahsiyetler sunmuştur. Bu figürlerden biri de soylu kökleriyle övünen ve edebi yeteneği ile öne çıkan Julia Balbilla'dır.

Adıyamanlı(Kommagene'nin kalbi) iki önemli figür olan Samsatlı Lukianos ve Julia Balbilla, birbirlerine yakın dönemlerde yaşamış ve kadim Mezopotamya topraklarının unutulmaz isimleri arasında yerlerini almışlardır. Samsatlı Lukianos Samosata'da doğduktan sonra Roma'nın yolunu tutarken Julia Balbilla Kommagene Krallığı derdest edildikten sonra antik Yunanistan'da doğmuştur.

Kommagene Krallığı'nın ihtişamlı günlerinin ardından dünyaya gelen Julia Balbilla, ailesinin asil geçmişine derin bir bağlılık beslemektedir. Büyükbabası, Kommagene tahtının son kralı Antiokhos'a duyduğu hayranlık ve soyluluğu bir erdem olarak görmesi, kişiliğinin belirgin özelliklerinden biri olmuştur.

Ancak Julia Balbilla sadece soylu bir aileye mensup olmakla kalmamış, aynı zamanda edebiyat alanında da kendini yetiştirmiştir.

Roma İmparatorluğu döneminde kraliyet ailesiyle birlikte çıktığı yurt dışı seyahatlerinde edindiği deneyimleri kayda geçiren Julia Balbilla, günümüze değerli tarihi notlar bırakmıştır. Özellikle Mısır gezisi sırasında Luksor'da Memnon heykeline kazıdığı üç şiir, hem edebi dehasını hem de köklerine olan sarsılmaz bağlılığını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır:

İlk şiirinde Julia Balbilla, atalarının hükümranlığında kurulan Kommagene Krallığı'na ve köklerine duyduğu bağlılığı dizelerle dile getirmeye çalışmıştır:


Ben Balbilla, soylu bir ırkın fidanıyım,

Atalarım taç giymiş krallardı Kommagene'de.

Bu toprağın, bu asil kanın onurunu taşıyor yüreğimde,

Roma'da olsam da kalbim Fırat'ın kıyısında atar hep.


İkinci şiirinde ise, soylu geçmişini ve öz kimliğini daha kişisel bir üslupla vurgular:

Ben Balbilla, 

Hermesianax'ın soylu dalıyım, 

Ve o yüce Antiokhos'un torunuyum.

Güzelliğim ve bilgeliğim destanlara konu,

Roma beni saygıyla anar, Kommagene unutmaz.


Üçüncü şiirinde ise, ait olduğu asil mirasın kalıcılığına ve onuruna dikkat çekerken, Memnon heykeliyle kurduğu manevi bağı da gözler önüne sermektedir:


Ey ses veren kadim taş, ey Memnon'un heykeli,

Benim de atalarım gibi şanlı bir mazim var.

Bu topraklarda yankılanan soylu adımız,

Nesilden nesile devrolacak bir onurdur, unutulmaz.


Julia Balbilla, Kommagene'nin mirasını gururla taşıyan, edebi yeteneğiyle ve edebiyata olan katkısıyla antik dünyanın unutulmaz kadınları arasında yerini almıştır.


Kommagene Krallığı'nın merkezi olan Adıyaman'da tarihe damga vuran birçok tarihi eser bulunmaktadır. Var olan eserler Adıyaman'ı adeta açık bir müzeye dönüştürmektedir. Ortaya çıkan eserler sanatın Kommagene Krallığın'da önemli yer tuttuğuna işaret etmektedir. Atalarının sanatsal bu mirasına sahip çıkan Julia Balbilla yukarıda yazdığı 3 ayrı şiirle kadim geçmişine bağlılığını bildirmekte ve eskiye olan özlemini dile getirmektedir.


Kaynak: Patricia A. Rosenmeyer: The Language of Ruins: Greek and Latin Inscriptions on the Memnon Colossus (2018)


Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...