Ana içeriğe atla

Yenik ve Yitik Zamanların Kamburu

 



I.
Yenik ve yitik zamanların kamburuyum,
Çoraklaşmış bir toprak, kurumuş bir nehir,
Terk edilmiş bir kentim artık.

II.
Kimse doğurmamış beni..
Sancı olmamışım hiçbir kadına.
Yaşamışım binlerce yıl önceden,
Kadim kentler kurdum evvelinden.

III.
Çocuğum,
Saklambaç oynarken kaybolurum,
Sobeleyemez kimse beni.
Saklandığım yerde yiterim.
Gün kararır, korkarım karanlıktan,
Kaçarım, ardımda bir gölge varmış gibi.
Oysa hep kendimden kaçarım.

IV.
Yollar biter, yenilerini çizerim,
Kentler kurarım yol kenarlarına.
Kışı seçerim mevsimlerden,
Duman tüten evler çizerim damlarında.
Herkesi mutlu gönderirim yataklarına,
En güzel düşleri örerim onlara.
Bitmesin diye düşleri, güneşi bekletirim
Issız alacakaranlıklarda.
Surlarla çeviririm kentin etrafını
Yabancılar içsin istemem fetih şarabını.

V.
En büyük çığlıkları suskunluğuma gömerim,
Tırnaklarımla toprağı kanatırım,
Yumruğumu kendime sıkarım.
Her kavgada kendime yenilirim,
Kendimle olan kavgamın arasına giremem.
En çok kendimle küs kalırım.
Kadim kentleri kavgamla yıkarım,
Tanrıları bir bir yere sererim.

VI.
Çığlık olmuş dağların zirvesi sevdam olur.
Sevdaya tutulurum,
Mevsimlerden sonbaharı çizerim bu defa.
Kuru yapraklara kanat olan bir yel çizerim.
Ekim olurum aylardan.
Toprak olup, tohumları rahmime saklarım;
Umut diye, kavga diye, barış diye...

VII.
Zaman suskun şimdi,
Yitip gitmiş tüm yaşanmışlıklar...
Tüm yarım hikâyeler için yazmaya başlarım. Hepsi mutlu tamamlansın isterim.
Mutsuzluğa alfabe olmam
Hep en güzellere harfleri dizerim...

VIII.
En yüksek zirvede kar tanesiyim şimdi.
Umudu ve kavgayı saklarım içimde.
İlkbahara doğru yol alırım.
Çağlayana dönüşürüm birden.
Barış olur vadilere akarım.

IX.
Öncesinde çığ olurum,
Sonra nehirlerle buluşurum,
Sınırları aşıp okyanusa doğru yol alırım.
Güneşi batırırım kendimle.
Ay ışığını çizerim en güzelinden.
Uzun yolculuklara çıkmış gemilere
Rehber bir ışık olsun isterim.

X.
Mevsimlerden yazı çizerim en son
Bereketli olsun isterim.
Herkese yetecek kadar bol olsun güneş
ve geriye kalan her şey.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...