Ana içeriğe atla

Bir Mevsimlik Hüzün: Ters Lale




Gerger, Mezopotamya'nın kadim topraklarında, heybetli dağların arasına sıkışmış, adeta dünyadan ayrı bir yalnızlık diyarı.


Çocukluğumuzun hayalleri, bu sarp coğrafyanın göğünde yeşerirdi. Yaz akşamlarında damda serili yataklarımızdan göğe baktığımızda, yıldızlar bize öylesine yakın gelirdi ki, sanki hayat bilgisi derslerinde öğrendiğimiz her bir parlak nokta, düşlerimizin sonsuz birer parçası olurdu.


O diyarın kalbinden, dağların derinliklerini yararak coşkun bir nehir gibi akan Fırat, vadinin bereketli topraklarına hayat verirdi. Ancak dağların zirveleri, bambaşka bir hikâye fısıldardı bizlere. 


Dünyadan elini eteğini çekmiş, kendi içlerine dönmüş, sessiz ve vakur dervişler gibiydi dağların zirveleri. Yaz geldiğinde ise, dağların dorukları yeşilin farklı tonlarıyla dolup taşar, her köşesinden fışkıran berrak sularla sanki cenneti yeryüzüne indirirlerdi.


Karlarla kaplı zirveler, mevsim bahara döndüğünde, topraktan yeşeren binbir türlü çiçeğe gökyüzünü cömertçe sunardı. Kutsal bir mabet gibi topraktan yükselen bu rengârenk çiçekler, boylarını gururla göğe doğru uzatırlardı. Bir tanesi hariç…


İlkbaharın müjdesiyle birlikte, doğa uzun uykusundan uyanırken, dağların en yükseklerinde kısa süreli, hüzünlü bir misafir belirirdi: Ters Lale. Mart ve Nisan ayları, bu narin çiçeğin kendini gösterdiği, hüzünlü bir zarafetle açtığı zamanlardı.


Kimileri ona "Kerbela çiçeği" derdi; Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan'ın acısını taşıdığına, bu yüzden boynunun bükük olduğuna inanırlardı. Başkaları ise, baba evinden ayrılan yeni bir gelinin yüreğindeki hüznü görürdü o eğik başlarında.


Yüzü göğe değil, toprağa dönüktü Ters Lale'nin; sanki toprağın derinliklerindeki sırları dinlermiş gibi. Ömrü kısacıktı, sadece iki ay süren bir hüzün mevsimiydi onun varlığı.


Ters Lale, doğup büyüdüğümüz o sarp dağların, o uzak ve yalnız zirvelerinin sessiz çığlığıydı. İlkbaharın coşkusuyla yeşeren yaylaların arasında, kısa bir süre için beliren bu hüzünlü güzellik; o toprakların hem kırılganlığını hem de derin anlamlarını taşırdı. Tıpkı baba evinden ayrılan bir gelinin yüreğindeki burukluk gibi, tıpkı Kerbela'nın acısı gibi… Ters Lale de o coğrafyanın ruhuna işlemiş bir hüzün şarkısıydı.


Ve biz, o dağların çocukları, her ilkbaharda bu sessiz hüzünle yeniden buluşur, o bir mevsimlik hüzne ortak olurduk.



Yorumlar

  1. Kaleminize ve güzel yüreğinize sağlık... Kıymetli Başkanım

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...