Ana içeriğe atla

Tüm Resmi Anma Programlarına Bir Sitemdir


On binlerce insan bir gece yarısı hiç unmadıkları bir son ile gözlerini sonsuzluğa yumdu.

Hamile kadını, yeni doğanı, çocuğu, ergeni, genci, yaşlısı, nişanlı olanı, evli olanı...

Aile apartmanlarında oturanlar kimi 3 kuşak, kimi 2 kuşak kimi ailecek toprağa gömüldü o gece.

Kimi aileler hep birlikte vefat edip bu dünyaya kapısını kapadı. Kimi ailelerde çocuklar öldü, anne ve baba yarım kaldı.

Kimi ailede anne öldü tüm aile yetim kaldı, kimisinde baba öldü aile öksüz kaldı.

Başka bir yakını kalmayanlara isimsiz etiketi vurularak kimsesizler mezarına koydular.

Binlercesinin bedeni toplu mezarlara kefenlenmeden, inandıkları inanca uygun dini vecibeleri yerine getirilmeden kepçelerle toprakla kapatıldı.

Kiminin bedeni yarım, kiminin bedeni toz buz oldu...Kiminin 1. gün, kiminin 2. gün, kiminin 3. gün... Kiminin 45.gün, kiminin 285.gün cenazesine ulaşıldı.. Kiminin 365 gün geçmesine rağmen halen cesedi bulunamadı.

On binlerce can toprağa düştü...Yüz binlercesi yarım kaldı...kiminin kolu, kiminin bacağı kiminin gözü, kiminin gözbebeği yok artık.


Yüz binlerce insan ailesini, akrabasını, komşusunu, sevdiğini, arkadaşını toprağa verdi...Kalanlar da belki toprağa gömülmediler ama pek yaşadıkları da söylenemez.


6 Şubat'ın o karanlık gecesinin sabahı bir türlü gelmedi. Soğuk ve yağışlı hava zamanı hapsetmişti kendiyle birlikte. İnsanın kendisini en zayıf hissettiği anlardı. İnsan bedeninin hissizleştiği, dizlerinin bağının çözüldüğü zaman...

Tüm organlar susmuş enkaz altından gelen ses gürültü gibi kulakları sağır etmişti.. Göz gördüğüne ten değdiğine uzak düştü o gece.

Yıllardan beri gelen resmi kurum ihmalleri...Liyakat sahibi olmayan yöneticiler....Peşkeş çekilen araziler, ranta kurban edilen şehirler...Yanıbaşında dimdik ayakta duran tarihi kentlerden yapılardan ders almayıp tarım arazilerini imara açan yerel kurum ve yöneticiler...Ranttan nemalanan müteahhitler ve toprak sahipleri...Ve tüm bunlarla iş tutan, vicdanını mal bürüyen sıradan yurttaşlar...Herkesin suçlu olduğu bir cinayetti 6 Şubat.

Resmi kurumlara düşen görev yas tutmak değildir, helalleşme olmadığı gibi...Resmi makamlara düşen on binlerce insanın yaşamanı yitirdiği böyle bir felakette dünden bugüne ihmalde imzası ve yetkisi bulunanları ortaya çıkarmaktır. Geç gelen yardımda sorumluluğu olanları açığa çıkarmak ve yargılanmalarını sağlamaktır.

Bırakın insanlar ve halklar kendi inandıkları gibi yaslarını tutsunlar...İsteyen o gün duasını okur, isteyen lokma dağıtır, isteyen çiçeklerle kabir ziyareti yapar...İsteyen karalar giyer o gün...Yas insana ve toplumlara mahsustur.

Yorumlar

  1. Emeğine sağlık Üzeyir.Çok büyük bir felaket ve dediğin gibi hepimiz suçluyuz

    YanıtlaSil
  2. Diline sağlık Üzeyir. Bizim bitmeyen feryatlarımızı dile getirmişsin. Herkes suçlu ve Suçlu olanlar hesap vermelidir...

    YanıtlaSil
  3. Emeğine yüreğine sağlık

    YanıtlaSil
  4. Yüreklerdekiler dile gelmiş kaleminize, dilinize sağlık Üzeyir hocam

    YanıtlaSil
  5. Kaleminize, yüreğinize sağlık hocam

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...