Ana içeriğe atla

Unutursak İhanet Etmiş Oluruz



Unutmak yok, unutturmak hiç yok. Unutturmaya çalışanlara inat gündemde tutmaya devam edeceğiz 6 Şubat tufanını. 

Ahlak yoksunlarının sebep olduğu bu büyük yıkımı aynı acılar bir daha yaşanmasın diye gözlerinin içine soka soka yazmaya ve anlatmaya devam edeceğiz. 

Atanmışından seçilmişine sorumluluğu olan ya da sorumluluğu olanı kollayan kim varsa en azından gece uykusunun kaçması için düşüncelerimizi yazıya dökmeye devam edeceğiz. Her ne kadar şimdiye kadar yazılanlar muhattabı tatafından görmezden gelindiyse de biliyoruz ki söz olup uçmasın diye kaleme aldıklarımız muhattabına ulaşıyordur. Su nasıl akıp kendi yatağını bulup gideceği yere ulaşıyorsa gerçek olan da muhattabına ulaşmak için kanallar bulup er ya da geç ulaşacaktır hedefine.

İnsanlık tarihi iyi ve kötünün, doğru ile yanlışın tarihidir. Yaşamın diyalektiği zıtlıklar üzerine kuruludur. Acı ve mutluluk, ölüm ve yaşam, varlık ve yokluk...İnsan doğduğu andan itibaren ölüme yürür. Ölmek için yaşar. Mezar taşında adınız ve soyadınızın altında iki tarih yazar. Biri doğum diğeri ölüm tarihidir. O iki tarihin ortasında kısa bir çizgi vardır. Ve sizin o iki tarih arasını yani o küçük çizgiyi nasıl doldurduğunuz sizin nasıl yaşadığınızın özetidir aslında. 

Onurlu yaşamak çok uzun yaşamaktan daha değerlidir. Yalan ve dolanla, kayrılma ve kayırmayla, el pençe durmakla, liyakatsızlığı siradanlaştırmakla, boyun eğmekle geçen uzun bir yaşam mezar taşınızda sadece rakamsal bir ifadedir. Aslında siz yaşamadınız. Siz birilerine yaranmak için nefes aldınız. Hiçbir zaman kendiniz olamadınız. Başkalarına yaranmakla geçtiği için ömrünüz hiçbir zaman eşinize eş, çocuğunuza ebeveyn olamadınız. Anne ve babanıza çocuk, arkadaşınıza gerçek bir dost olamadınız. Çünkü hiçbir zaman "Siz" olamadınız. Ve tarih sizi yaşadı saymayacak. 

Onurlu olmayanın birakacağı onurlu bir mirası da yoktur. Seçme hakkı olsa belki de ilk kendisi silecektir o iki tarih arasında o küçük çizgide yaşanmış olanları.

On binlerce insan işte o iki tarih arasını birilerine yaranmak için geçiren kişilerin beceriksizliği yüzünden erkenden göç ettiler bu dünyadan. Bilime kulak tıkayan, liyakatsızları kayırmayla yetkilendiren kişiler sorumludur bu ölümlerden. Resmi belgelerde kendilerini aklayanlar, kendilerini kandırmaya devam edebilirler!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...