Ana içeriğe atla

Muhatabını Arayan Yazılardan


Sismik hareketlerin kayıt altına alınmasından bu yana insanlık tarihinin en büyük ve en yıkıcı depremlerini yaşadık 6 Şubat tarihinde.

Birçok ülkeden daha büyük bir coğrafya yaklaşık 2 dakika boyunca 3 büyük depremle sarsıldı.

11 şehri etkileyen tufan, özellikle Hatay ve Adıyaman’ı olmak üzere birçok yerleşim yerini adeta haritadan sildi.

Depremin ilk 4 gününde çoğu enkaza yardım ulaşmadı. Enkaz altındaki on binlerce insanın çığlıkları birbirine karıştı, çaresizlik içindeki yakınlarının haykırışları onlara eşlik etti.

Resmi kayıtlara göre 55 bin civarında insan hayatını kaybetti. Binlerce kişi sakat kaldı. Yüzbinlerce insan sevdiklerini kaybetti.

On binlerce kişi işsiz kaldı. İş yerleri yıkılan insanların çoğu göç etmek zorunda kaldı.

Binlerce kişi hem canını, hem evini, hem malını hem de yurdunu kaybetti.

Peki sonra ne oldu...

Yetkili kişiler, enkaz altındakilere ilk anda yardım etmeleri gerekenler... Bilim insanlarının deprem uyarılarına kulak tıkayanlar... Liyakatsız bir şekilde koltukları işgal edenler... Ve rant için resmi kurumlarla işbirliği yapanlar... Depremi “Allah’ın işi” diyerek olayı Allah’a havale edip, vefat edenlerin “şehadet şerbeti”ni içtiklerini söyleyerek yakınlarını avutup işin içinden sıyrıldılar.

Evet, aynen böyle oldu. İsyan edecekseniz Allah’a isyan edin dediler. Yetkili bir kişi bile şu ana dek soruşturmadan geçmedi. Birkaç sahipsiz mütahitin dışında tutuklanan olmadı.

Bir binanın dikilmesi için gerekli olan 23 imzanın sahiplerinden hiçbiri hesap vermedi. İlin en yetkili yerel yöneticisi dahil, imar konusunda söz ve imza sahibi olanlar, kendileri döneminde yıkılan bir binanın olmadığını iddia ederek işin içinden sıyrıldılar.

Depremden sonra şehre yapılan üst düzey ziyaretlerin sayısının haddi hesabı yok. Öyle ki makam ve yetki sahipleri havaalanını sahadan çok daha fazla ziyaret ediyorlar. Mesai zamanlarının çoğu üst düzey bakanları, bakan yardımcılarını ağırlamakla geçiyor.

Adıyaman’da kurumların sosyal medya sayfalarında ya ziyaretler yer alıyor ya da depremle uzaktan yakından alakası olmayan ve haber değeri taşımayan paylaşımlar yapılıyor.

21. yüzyılda bir kurumun yapmış olduğu yolu, parkı, nikah akdini ve ziyaretleri paylaşmasından daha utanç verici ne olabilir? Yıkılan şehrin acil ihtiyaçları dururken işin magazinsel yönünün insanların gözüne sokulması, yaralananları daha da üzüyor.

Yazınızın ilk paragrafları yaşanan olayın büyüklüğü ile ilgiliydi. Sonrası, olayın büyüklüğünü ve insanların en acil ihtiyaçlarını görmezden gelen kesimle ilgiliydi.

Evet, büyük bir tufan yaşadık. Elbette ki deprem sonrası aksaklıklar olacaktır. Ancak can kaybına yol açan aksaklığın savunulacak bir yönü yoktur. Ne deprem öncesini, ne deprem anını, ne de deprem sonrasını yönetebildiniz.

Unutmayın, oturduğunuz koltukların vebali çok ağır. Keşke bunun farkında olarak kendi ayaklarınızla adli mercilere gidip kendi adınıza suç duyurusunda bulunsanız. İnanın insanlık için küçük kendiniz ve gelecek nesilleriniz için büyük bir adım atmış olacaksınız.


Yorumlar

  1. Adıyaman bu hızla 10 yıla düzelmez. Vebali de kimse umursamaz. Çok duyarsız bir mevsime denk geldik....

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...