Ana içeriğe atla

Felaketlerin En Büyüğü:Liyakatsizlik


İçerisinde bulunduğumuz toplumun en büyük çıkmazı liyakatsizliktir. Ve liyakat yoksunlarının en büyük savunması "Sen olsan yapmaz mıydın, sen olsan senden olanı kayırmaz mıydın?" cümlesidir.

Ahlaklı olmak insana özgü bir değerdir. İnsan dışında evrende bulunan hiçbir canlının böyle bir değere ihtiyacı yoktur. Çünkü ahlak diye bir kavram söz konusu değildir.

İnsan dışında birlikte yaşayan tüm canlılar doğadaki normlarına uygun olarak hareket ederler. Onların genetikleri doğum ile ölüm arasındaki süreci yaşamaları için kodlanmıştır. Tek amaç vardır yaşamak. Bozmadıkları bir sistemleri olmadığı için onu düzeltmek gibi bir gereksinimleri de yoktur. 

Toplumu düzenleyen yasalarda bulunan boşluklar ahlak yoksunu insanlar için fırsatı aralayan kapılar olur. Yapılan yanlışlar prosedürlere uygun olduğu için yanlıştan kaynaklı ortaya çıkan zararın tanzimi söz konusu değildir. Zararın birilerine fatura edilmesi çoğu kez mümkün olmamaktadır.

Örneğin tarım arazileri imara açılmaması gereken toprak sahalarıdır. Ama gelin görün ki yetkili mercilerce bu sahalar imara açılmış, açılmakla kalmamış o arazi üzerinde zemine uygun olarak çıkılabilecek kat sayısı yükseltilmiştir. En fazla 5 kat yerine 6,7,8 ve daha fazlasına izin verilmiştir. Yasal olarak imara açılmış ve yanlış zemine, olması gerekenden çok çok fazla kata izin verilerek yasal güvence sağlanmıştır. Resmi olarak, ahlaksız insan için fırsatın kapıları aralanmıştır.

Ahlaksız insan bina yapmak için tarım arazisini gözüne kestirmiştir. Aslında oraya bina dikmenin yanlış olduğunu biliyordur. Ancak amacı doğru olanı yapmak değil ranttan payını almaktır. Evet yanlış bir kararla imara açılan tarım arazisine bina dikecektir. Ve oraya bilimsel olarak maksimum dikilecek binanın yüksekliğinin 5 kat olacağını biliyordur. Ancak o bilimsel önermeye değil imar yasasına bakmayı tercih etmiştir. Ve 5 kat yerine 6,7,8 ve daha fazla katlı bina dikmiştir. Amacı 1 kazanmak yerine 2,3,5 kat kazanmaktır.

Bozuk düzen ile ahlaksız insanın birlikte iş tutmasının faturasını bizler 6 Şubat'ta on binlerce canımızla ödedik.

Yaşadığımız toplumun bir başka çıkmazı sorunları doğru tespit edememek ve devamında çözümsüzlükte ısrar etmektir.

Liyakatsızlık yalnızca kendi dönemini değil sonraki dönemleri de etkileyen büyük bir tufandır. Ve ahlak kavramı ahlaksızlığın pirim yaptığı dönemlerde daha çok ihtiyaç duyulan bir değere dönüşür. Eğitim mufredatlarına -ahlakı- bir değer olarak ekleyerek bu meseleyi çözemezsiniz. 





Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...