Ana içeriğe atla

İnsandan Daha Değerli Element: Demir


Büyük tufanın ilk günlerinde yanımızda olması gereken yetkililerin yanımızda olmaması nedeniyle kar zarar hesabı yaparak kepçelerle binaların enkazlarına dalmıştık.

Yaşam ve ölüm arasında çırpınıyordu yakınları beton yığının altında olanlar. Hiçbir acil kurtarma tedbirine riayet etmeksizin tek amaç güdüldü dondurucu havada enkaz altlarında bulunan yakınlara ulaşmak.

Enkaz altında bulunanların imdat sesi kesildi önce, sonra yakınların umudu tükendi yaşatmaya dair. Ve sonrasında yetkililer karar verdi, takdiri ilahi diye ve sessizliğe gömüldü her şey.

Herkese ulaşıldığına emin olunduktan sonra hız kesmeden ihaleler yapıldı, enkaz kaldırma çalışmalarına başlandı. Yaşatmak için acele edilmeyen prosedürler, enkazlarla birlikte her şeyin unutulmasını sağlamak amacıyla aceleyle uygulandı. Şehirden bina enkazları ne kadar erken kalkarsa, insanlar o kadar erken unutur diye imzalar atıldı, bürokrasinin tüm basamakları hızlı bir şekilde geçildi.

Enkazlarda bulunan kıymetli metallerin zarar görmemesi için bina enkazları olay yerinde ayrıştırılarak ve en az kayıpla metaller çıkarılmaya çalışıldı.

Enkaz kaldırma çalışmaları esnasında havaya yayılan asbest tozu özellikle demir ayrıştırmasının enkazın olduğu yerde yapılması nedeniyle daha çok havaya karışmaya başladı.

Büyük tufandan 45, 53 ve en son basına yansıyan kadarıyla 122 gün sonra enkazlarda cesetlere ulaşıldı. Demir kadar değeri olmayan birçok insanın bedeni enkaz tepelerinin altında kaldı. Yakınları bir mezar toprağına hasret şu anda.

Yıllar geçse de unutulmayacak olan bir şey varsa o da deprem sonrasını fırsata çeviren kişiler ve kurumlar olacaktır. İnsan bedenine gösterilmeyen hassasiyet maalesef demire ve çeliğe gösterildi diye tarihe not düşülmüş oldu.

Bu dünyadan erken göçenlerle bitmeyecek depremin kayıpları. Geride yaralı kalanlar ve asbest tozlarından ileride hastalanıp ölecek kişilerle kayıplar yıllara yayılacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...