Kelimeler bazen hüzün kokar, bazen umut. Bazen gözyaşına eş değerdir her bir kelime ve damla damla akar kalemin ucundan kağıda.
Şimdi arkasına yaslanmış bir şehir var yarı ölü yarı sağ. Kimi kimsesi yok yeryüzünde. Kendi derdine yanıyor usulca. Sesi duyulsun istemiyor, korkuyor "korku tanrılarını" incitmekten.
Tanrılar tahtlarında seyre durdu o gece. Karla kaplanan tanrılar dağı soğuk yelini göndermişti kadim şehrin üstüne yardım etmek yerine. Ve kendine sığınanların üzerini örtememişti kadim şehir. Soğuk her zamankinden daha da dondurucuydu.
Yer yerinden oynayıp derinlerden gelen ses kulakları sağır ederken gökyüzü yağmur olup akmıştı şehrin üstüne.
Arkasına yaslanan şehir önü sıra akan Fırat’a bakıyor. Yağan yağmur suları enkaz altından nice kanlar taşımıştı o Mezopotamya toprağına can veren Fırat’a. Fırat suyu yine kan akmıştı yıllar sonra.
Şimdi zaman durdu, bilinen tüm kötü kehanetler gerçekleşmiş gibi içinden çıkılmaz bir hale döndü.
Dipsiz bir kuyunun en derinlerinde, kuyunun ağzında beliren gün ışığının olanca aydınlığına sığınan, biçare canlılarız sadece. Ertelenmiş umutlarımızı kazıyoruz yeniden kuyunun derinlerine doğru.
Şimdi şehir kendi yasını tutuyor bir başına ve kefene sarılmadan toplu gömülmüş canlarına ağlıyor...

Yorumlar
Yorum Gönder