Ana içeriğe atla

Çocuklara Borçlanılan Yaşama Dair

 


Pandemi döneminde çocukları sokaklardan alıp eve kapatmıştık. Dışarıyı yasaklayıp içeride kalmaları konusunda onlari ikna etmeye çalıştık. Çocukluklarını ellerinden aldık. Sokakları çocuk sesinden mahrum bıraktık.

Sokaklar ve sokak oyunları salgının yayılma hızını arttıran etmenler olarak lanse edilmişti. Arkadaşlarından kopardığımız çocuklarımızın yeni oyun arkadaşı bizler olmuştuk. Evlerimizde onlarla çocuk olup bol bol oyunlar oynadık. Çocukluğu sokakta geçen bizler, yeniden çocuk olduk. Yeni ev oyunları keşfettik. Deneyler yaptık, odalarımızda çadırlar kurduk, yüzlerimizi boyadık. Öyle ki çok yorulduk evin içinde, kendimize ayıracak zaman bile bulamadık.

Bir mevsimi evlerin içinde geçirdi çocuklar. Onlara bir bahar borçlanmıştık. Pandemi sonrasının çok daha güzel olacağına dair inandığımız doğruları söylemiştik. Özellikle ailesinde can kaybı olmayan çocuklar pandemi sonrası çocukluklarına kaldıkları yerden devam edebilecekti.

Pandemi döneminde inanarak söylediğimiz doğrular 6 Şubat tufanıyla birlikte yalan oldu. Bir bahar borçlandık dediğimiz çocuklarımıza şimdi tüm bir yaşamı borçlandık. Öyle bir borçlanma ki bu ömür boyu ödense telafisi mümkün değil.

6 Şubat tufanı pandemi döneminde ellerinden alınan "Dışarı"yı sınırsız bir şekilde geri verdi çocuklara. Dışarısı dışında yaşama dair ne varsa aldı çocukların ellerinden. Oyun arkadaşlarını, anne babalarını, kuzenlerini, dedelerini, ninelerini...

Evlerini, mahallelerini, şehirlerini, oyun oynadıkları sokaklarını...

6 Şubat, pandemide olduğu gibi geçici bir süreliğine değil kalıcı olarak aldı çocukluklarını onlardan. Oyalamaya çalıştığımız çocuklar yaşanan tüm sürecin farkındalar. Nerdeyse hepsinde davranış bozukluğu var. İleriki yaşamlarında onları etkileyecek travmaların asıl sebebi olarak yer edecek bu yaşanmışlıklar. 

Şimdi oturup yeniden bir yaşam var etmemiz gerekiyor. Yaşamlarının bundan sonraki kısmında yetişkinlerin ihmalleri sonucunda yeniden yitip gitmeyecek şehirler kurmamız gerekiyor onlara. 

Normalleşelim diyenlere o artık imkansız diyelim. Normalleşme eskiye dönmektir. Bizim eskimiz kalmadı ki normale dönelim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...