Büyük tufanın artçıları devam ediyor. Uzunca bir sürede devam edecek.
İnsanlık tarihinin en büyük doğa olaylarından birini 6 Şubat tarihinde yaşadık. Doğa olayı biranda doğal bir afete dönüşüverdi.Yılların ihmalkarlığı sonucu on binlerce insan yaşamından oldu.
Yaşamın diyalektiği zıtlıklar üzerine kuruludur. Doğmak ve ölmek bu diyalektiğin en önemli olgularındandır. Biri sevinci diğeri hüznü beraberinde getirir. Insanlar bu zıtlıklar arasında bir yaşam döngüsü oluşturur.
Yaşam sevinci kadar ölümün hüznü de sağlıkla atlatılması gereken yas süreci için gereklidir. Normal seyrinde devam eden yaşamda ölüm sonrasında yaşanan hüzün, beraberinde defin süreci ve sonrasında taziye süreci bütünlük açısından bakıldığında sonraki yaşamın sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için elzemdir.
Bizler 6 Şubat tarihinde normal olmayan bir olayla birlikte on binlerce canımızı kaybettik. Bu sayının kat ve kat fazlası yaralananlar oldu. Yaralıların bir kısmı halen yoğun bakımda. Bir kısmı vücut bütünlüğünü yitirmiş durumda.
Olayın büyüklüğü karşısında çaresiz kalan insanlar ölümler sonrasında da yas sürecini ne yazık ki tam olarak yaşayamadı. Bu yaşayamamazlık uzunca bir sürece yayılacak olan travmayı da beraberinde getirecektir.
Birçok kişi olayın üzerinden neredeyse 3 ay geçmesine rağmen yakınını bulamadı. Bunun yaninda binlerce insan toplu olarak toprağa verildi. Yıkanmadan, kefelenmeden, inandıkları gibi dini vecibeleri yerini getirilmeden toprağa karışıp gitti on binlerce insan bedeni.
Yaşanan tüm bu süreçler sonrasında yakınını ve sevdiğini kaybeden insan tabiri yerindeyse donup kaldı. Bir nevi hissizleşti. Tüm duyularını kaybetti.
Enkaz altında duyulan sese karşı çaresizlik içinde kulağını tıkayan baba evlat acısını yaşayamadı. Enkaz altında çocuklarına sarılı halde binlerce annenin cesedine ulaşıldı. Sağ kalan baba için yas tutmaya zaman kalmadı. Aynı şekilde enkaz altında yanıbaşında eşini ve çocuğunu kaybeden ve acısı karşısında kıpırdayamayan anneler de yas sürecine zaman bulamadı.
Depremden sağ kurtulanlar yaralı çıkanların yarasına merhem olmak için refakatçi oluverdi biranda. Hayatta kalan ölenin acısını bir kenara bırakıp yaralı olanın peşi sıra il il, hastane hastane koşuturmaca içinde buldu kendini.
Depremde yitip giden canlarla birlikte insanlar evlerinden oldu. Kalanlar barınabilecekleri yer bulma telaşı içinde buldular kendini. Ülkenin dört bir tarafına insan nakli başladı. İnsanların durup ne yaşadık ne oldu demeye zamanları bile olmadı.
Sevdikleriyle birlikte yurdundan olanlar enkaza dönmüş evlerinden bir kaç parça eşya kurtarma telaşı içine girdiler bu sefer. İnsanlar adeta zamanla yarışıyordu. Hiçkimsenin durup sağlıklı bir karar vermesi için ne ortam ne de zaman vardı.
Evet canından, evinden ve yurdundan olanlar yaşayamadıkları kayıpların hüznünü ertelediler. Bu erteleme devamında travmalar getirecek. Hissizleşen insan kaybettiği canı hatırlayacak. Gecikmiş olan hüzün sağlıklı bir şekilde atlatılmayacak. Cinnet geçirenler olacak ve en yakınını kaybedenler en yakınlarına zarar vermeye başlayacak.
Acıyı yaşayana başsağlığı dilemeye bile halen cesaret edemeyenler varken çok hızlı bir şekilde kaybı olanı normalleşme süreci içerisine çekmek kimseye bir fayda sağlamayacaktir.
Karar mercileri ve yetkililerin büyük tufanın hızlı bir normalleşme ile ortadan kalkacağına olan inançları, devamında telafisi zor sonuçlar ortaya çıkaracak. Vebali ağır bu sonuçlar toplumsal travmayi da beraberinde getirecektir.
Hızlı bir normalleşme değil sağlıklı bir yas süreci ile birlikte yaşamın kendi dengesini bulması sağlanmalıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder