Ana içeriğe atla

"Çök Kapan Tutun" Pozisyonunun Mucitleri Nerede?



12 Kasım 1999 Düzce depreminin yıl dönümü olan 12 Kasım 2022 tarihinde, depremden yaklaşık 23 yıl sonra bizi yönetenler yaşananlardan ders çıkarıldığını göstermek için 18.57'de Türkiye ve Kıbrıs'ta eş zamanlı "Deprem Anı Ülke Tatbikatı" adı altında "Çök Kapan Tutun" tatbikatı yaptırıldı. Yaptırtıldı diyorum çünkü bizzat üst düzey yöneticilerce canlı yayında talimatlarla bazı üst düzey yöneticilerin çök kapan tutun pozisyonunu yapamaması nedeniyle pozisyonun nasıl yapılacağı ile ilgili yönergelerin verildiğine şahit olduk.

Büyük Gölcük depreminden tam 23 yıl sonra yüz yılın en büyük buluşu olan "Çök Kapan Tutun" pozisyonunun yaptırılmaya çalışıldığı günden 2,5 ay sonra resmi rakamlara göre 60 bine yakın insan yaşamını yitirdi. Bazı verilere göre deprem sonrası 300 bin GSM abonesinin cep telefonlarını kullanmadığı, 183 bin kredi kartının da hiç kullanılmadığı saptanmış. Yaşamını yitirenlerin gerçek sayısı halen bilinmiyor.

"Çök Kapan Tutun" pozisyonu yurttaşla dalga geçme uygulamasından başka şey değildir. Canlı yayında ortaya çıkan durum göstermiştir ki amaç bu uygulamayı talimatlarla en alttakilere yaptırmaktan başka bir şey değildir. Canlı yayında üst düzey yöneticiler böyle bir uygulamaya maruz kalacaklarını bilselerdi ön hazırlıklarını yaparlardı kuşkusuz.

Ülkemizin milli gelirinin büyük çoğunluğu kelime oyunlarına gitmektedir. Kelimelerin yerleri değiştirilerek cümleler oluşturulur ve o cümlelere uygun projeler uydurulur. Projenin içi boştur ama ismi birilerinin hoşuna gittiği için proje olarak ücretlendirilmesi kaçınılmaz olur.

ARGE adı altında üretilen projelerin çoğu kelime oyunundan başka bir şey değildir.

Büyük tufan geçmişin tüm hatalarının yaklaşık 100 bin insanın canına mal olduğunu gösterdi. Kelime oyunlarıyla, çök kapan tutun tarzı saçma sapan uygulamalarla liyakatsizliğin nirvana yaptığı zamanda hayatta kalmak sadece bir kaç metrelik yer ya da bir kaç saatlik zaman farkı ile mümkün oluyor ancak.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...