Ana içeriğe atla

Sırlara Tutsak Olmuşların Romanı "Sır"

 


Bizim toplumumuzda baba ve oğul arasında bilinmez bir soğukluk vardır. Sevgi gösterilmez, içlerinde yaşanır. Baba oğluna güvendiğini belli ettirmez ve oğul babasının ona güvendiğinden bi haber yaşamaya devam eder. Baba ve oğul dertleşmez, kolay kolay sırdaş olamaz. Baba ve oğlu küstü mü barışmaları çok zaman alır.

Anne sever, kızar, yeri gelir ayağındaki terliği fırlatır ama hiç bir zaman oğlu ile arasında kolay kolay dargınlık olmaz. Anne ve oğlu yeri gelir dertleşir, yeri gelir koyu bir tartışma içinde bulurlar kendilerini ama araya hiçbir zaman soğukluk girmez.

Suat Tekin "Sır" ile asırlardır süre gelen kalıplaşmış bu baba oğul meselesinin üzerine gitmek istiyor.

Suat Tekin romanı ile okuyucunun karşısına baba Hasan ve oğlu Ahmet'in geçmiş yıllara dayanan ve bir türlü çözüme kavuşturulamayan meseleleri ile çıkıyor. Konuşamayan ve dertleşemeyen baba ve oğul hem kendilerine hem de ailenin diğer fertlerini olumsuz etkileyen davranışlar sergiliyorlar. Kendi kafalarında kurguladıkları bazı durumların esiri olmuşlar adeta.

Suat Tekin roman kahramanlarını toplumun en sıradan kesimlerinden seçmiş. O romanı ile toplumun kendisine ayna tutmasını sağlamayı amaçlamış.

Romanın baş kahramanlarından Ahmet bunalımdadır. Eve gelmediği bir akşam kendisine sığınak olarak gördüğü bir arkadaşı ile aşırı alkol almaları sonucunda kaza yapıyorlar. Arkadaşı olay yerinde can veriyor. Ahmet bir kaç sıyrıkla ve baş yaralanması ile olayı hafif atlatiyor.  Oğlunun kaza yaptigi hastahaneye koşan baba acildeki doktorun kim olduğundan habersiz oğlunu bir an önce eve götürme telaşındadır.




Baba Hasan ve Oğlu Ahmet'in hikayesi bu kazadan sonra değişiyor. Baba artık bir şeyler yapma ve oğlunu ne pahasına olursa olsun içerisinde bulunduğu cıkmazdan kurtarma mücadelesine girişiyor. Kendince bataklık dediği ruhsatsız bazı işletmeleri kapatmak için başvuruya gittiği belediye başkanının oğlunun eski bir arkadaşı çıkması ile oğlu için yeni bir kapının aralanacagina olan inancı artıyor.

Baba Hasan ve eşi Fatma bu süreçte umutsuzluğa kapıldıkları  bir anda köye yerleşme kararı alıyorlar. Ve köyle birlikte başlayan yeni bir yaşam 40 yıl öncesinden başlayarak eskinin tüm ön yargılarını silip süpürüyor. Baba Hasan köyde üstlenmiş olduğu arabuluculuk deneyimi ile kendisine güvenmeye başlıyor. Ve şehre geldiği zaman kendisinden emin adımlarla oğlunu kurtarmak için daha çok gayret sarfediyor.

Baba Hasan ve Oğlu Ahmet birbirinden habersiz çogalttıkları sırlarını birbirleri ile paylaşarak aralarında bulunan tüm buzları eritiyorlar.

Romanın en büyük sırlarından olan down sendromlu Ahmet'in kardeşi Kader bebeğin daha acısı unutulmamışken Ahmetin doğacak olan cocugununda down sendromlu olması ile bazı sırların nesillere aktarılmasına gönderme yapılıyor.

Sır olan Kader bebek özelinde -çocuklar hissetmez- denen aile meselelerinin çocuklar üzerinde nasıl bir etki bıraktığını Suat Tekin kalemi ile dili döndüğünce anlatmaya çalışmış.

Suat Tekin romanında;

Belediye Başkanı karakterinin toplumu ilgilendiren bazı konularda nüfuzunun kullanmasının ne derece önemli olabileceğinin yanı sıra dışardan olaylara bakabilmenin ne derece önemli olduğunu vurgulanmaya çalışmış.

Romanda -doktor- birilerinin sırrı, -annenin Alevi olması ve kader bebek ailenin sırrı-,  belediye başkanının rüşvet alması ve  başkana rüşveti veren kişiler toplumun sırrı olarak anlatılmış...Yani sırrın birey, aile ve toplum denkleminde nasıl bir hale dönüştüğü Suat Tekin'in kaleminden biz okuyuculara aktarılmış.

Suat Tekin "Sır" kitabı ile toplumda kangrenleşmiş bazı meselelerinin sır olarak kalmasının nasıl çıkmazlara insanları sürüklediginin tahlilini yapmaya çalışmış.

"Sır" romanı Almina Yayınevinden çıkmış ve 144 sayfadan oluşuyor. Suat Tekin'in ayrıca "Dördüncü Kadın", "Sevmek Mutlu Ölmekmiş", "Kimsesizlik" ve "İhanet" romanları ile "Şaka Leblebi" adlı öykü kitabı bulunuyor. İyi okumalar...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...