Ana içeriğe atla

Necati Atar'ın Uzun Soluklu İlk Kitabı "Budapeşte Sözleşmesi"

 


"Bir ülkenin vicdanı, onuru, adeleti o ülkede yaşayan insanların vicdanı, onuru ve adaleti kadardır."

Çok kitap okuyanlar kolay kolay kitap yazmazlar. Çünkü ortaya özgün bir eser çıkarmak o kadar da kolay değildir. Eğer iyi bir okursanız sizlerden önce birilerinin sizlerin yazmak istediği hikâye ya da romanı yazmış olduklarına tanıklık etmişliğiniz çok olmuştur.

İyi bir kitap okuyucusunun özgün bir eser ortaya çıkarmak için masa başına geçmesi ile ortaya çıkacak eser gerçek manada özgün olacaktır. Necati Atar iyi bir kitap okuyucusu. Sohbetlerinde, köşe yazılarında ve sosyal platformlarda yazılarına denk geldiyseniz eğer iyi bir okuyucu çıkarımımın ne derece haklı olduğunu göreceksinizdir.

Necati Atar Mayıs ayında çıkan kitabı ile 3.kez okuyucunun karşısına çıktı. "Bu Şehir Yabancıdır Susuşlarına", "Düşümde Portakal Bahçeleri" ve en son Bengisu Yayınevinden çıkan "Budapeşte Sözleşmesi" kitabı.

"Budapeşte Sözleşmesi" ülkemizde "İstanbul Sözleşmesi" üzerinde yürüyen tartışmaları ironi bir bakış açısı ile ele alıyor. "Budapeşte Sözleşmesi" Necati Atar'ın uzun soluklu ilk kitabı. Adıyaman Kitap Fuarında yazarın imzası ile almış olduğum kitabı büyük bir merak ve heyecanla okumaya başladım.

Merakla ve heyecanla başladığım kitabı okuma serüvenim sayfalar ilerledikçe karşımda biriyle sohbet ediyor havası vermeye başladı. Kitaptaki her paragraf ile sanki karşınızda biri ya da birileri varmış gibi sohbetin içeresinde hissediyorsunuz kendinizi. Aslında o an karşınızdaki kişi ile bir televizyon programındaki her konuda kendini uzman sanan ekranların kadrolu bir ünlüsünü, ya da sıradan bir çay ocağı sohbetinde kraldan daha çok kralcı olan sıradan bir yurttaş üzerine dostunuzla muhabbete tutulmuş gibi oluyorsunuz.





Einstein "Ön yargıları yenmek atomu parçalamaktan daha zordur" der. Necati Atar bir şeye körü körüne inanan kişilerin saplantılı kişilikleri ile mücadele etmenin zorluğundan hareketle onlarla tersten mücadele etmenin daha işe yarar olduğunu düşünmüş olacak ki ironik bir eleştiri kitabı yazma gereği görmüş.

Bazı insanlar yaşadıkları şehre bile bile hapsolmuştur. Bu mahpusluk coğrafya ile sınırlıdır. Çünkü bu tutsaklığı seçen kişi kendisine çizilen sınırlarını çoktan aşmıştır. Necati Atar bile bile tutsak olduğu şehrin sınırlarını çoktan aşmış kişilerden biri. Bunu en çok da yazdığı Budapeşte Sözleşmesi kitabı ile gösteriyor. O, içerisinde bulunduğu coğrafyanın sınırlarını aşarak ülkenin meselesini dert edinmiş ve bunu kalemi ile kelimeleri kâh İstanbul Türkçesi ile kâh yerel ağızla dillendirerek ve üstüne basarak dillendirdiği -almamış olduğu yazarlık eğitimine- inat en iyi şekilde dile getiriyor.

Her şeyi herkesten daha iyi bildiğini sanan, her şeyin uzmanı olan kişilerin çoğaldığı günümüzde o, olaylara  -Aziz Nesin- bakış açısı ile toplumsal ayna tutmaya çalışıyor.

Kitaba ismini veren Budapeşte şehrinde imzalanan birkaç sözleşme var. Özellikle siber suçlarla mücadele sözleşmesi dünyanın birçok ülkesi için büyük önem arz ediyor. Ama kitaba konu olan sözleşme her şeyin uzmanı olan kişilerce ve ülke yönetiminde söz sahibi olanlarca dillendirilenler masaya yatırılıyor. Başarıdan başarıya koşan; tarımda, ekonomide, uzayda, hukukta ve aklınıza gelebilecek her alanda başarı elde etmiş bir ülke ile batının çekememezliği üzerine Budapeşte Sözleşmesi ile nasıl bir tuzağın kurulduğu okuyucuya ironik bir şekilde aktarılmaya çalışılmış.



Kitapta ırkını tüm ırkların üstünde görenler kadar sırat köprüsü imtihanından kendisini muaf inancı ile herkesten daha müslüman ve dinini diğer dinlerden üstün kabul eden kişilerin olaylara bakış açıları ele alınmış.

Ahlaki yanına toz kondurmayan, adli kurumlarda herkesin adil bir şekilde arılandığını iddia eden ülke yöneticilerinin ve onun vatandaşlarının batı ile olan mücadelesi akıcı bir dil ile okuyucuya aktarılmaya çalışılmış.

Size daha ilk sayfadan itibaren evet biz de bunları biliyor ve körü körüne bir şeylere inanan kişilerle bu tartışmaları yapıyoruz diyorsunuz. Yapmış olduğumuz tartışmalarda "İşte ben de böyle söylemek istiyordum" dediğiniz konularla dolu Budapeşte Sözleşmesi kitabı. Ama okudukça artan örneklerle sizleri bir ülkenin yakın tarihinin hafızasına yolculuğa çıkarıyor Necati Atar.

Necati Atar’ın “Budapeşte Sözleşmesi” kitabı bir eleştiri kitabi. Bengisu Yayınevinden çıktı. Ve 360 sayfadan oluşuyor, şimdilik... İyi okumalar...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...