Ana içeriğe atla

Aşkı Zirveye Taşıyamadık


 Bir zamanlar Adıyaman'da Nemrut Dağı adına festivaller düzenlenirdi. Uluslararası Nemrut Dağı Festivali diye. Çocuktuk o zamanlar. Tütün  kokan ovalar bu kadar gündemde değildi ve çiğköftenin etsiz olanı icad edilmemişti henüz.


90'larda aşina olduğumuz iki kavram festival ve uluslarasılılık. Bu günden o günlere bakınca ne kadarda ilerideymişiz diyesi geliyor insanın. Açıköğretim  fakültelerinde uluslararası ilişkiler bölümünün olmadığı o dönemde bizler o kavramla iç içe yaşıyormuşuz. O kavramın etkisiyle kaç kişi örgün olarak  uluslararası ilişkiler okudu, kaçı üst düzey bir bürokrat oldu ya da kaçı uluslararası bir şirkette yönetici oldu bilmiyorum. Olsaydı birileri çoktan duyardık sanırım.

Uluslarası Nemrut Dağı Festivali'nin önce uluslararasılığı gitti, sonra festivalliği...Nemrut Dağı ile kaldık biz bize. Önünde herhangi bir sıfat olmadan öylece bıraktık tanrıları 2150 metre yükseklikte.

Kocaman bir dağ; atsan atılmıyor satsan satılmıyor. Malatyalılar sahip çıkmazsa bizim böyle bir dağımızın olduğunu hatırlamıyoruz bile...Sonra harita uzerinden Adiyaman il sınırları içerisinde kaldığını ispatladığımız an Malatyayalılara karşı zafer kazanmış gibi mutlu oluyor bizim cenah.

Gel zaman git zaman dağ karşımızda duruyor. Ne turist çekebiliyoruz ne de güneşin doğuşunun ve batışının romantizmini yakalayabiliyoruz.

Oysa şöyle genç iki sevgilinin Nemrut Dağı'nın zirvesinde batısında(önlerinde) Güneş'i tüm kızıllığı ile batırırlarken doğularına(arkalarında) tanrı heykellerini alıp ellerinde içecek kadehleri ile aşkın romantizmini yakaladıkları bir kare elde edebilseydik eğer keyfimize diyecek yoktu. Şimdi başka bir konu hakkında kelimeleri yazıya döküyor olacaktık. Ama biz aşkı zirveye taşıyamadık.

Sabah bu sefer tam tersi batısında güneşin tüm kızıllığı ile doğuşunu seyredip; doğusunada(arkalarinda) tanrıları alıp yüksek sesle şiir okuyan ünlü bir şairin videosunu yakalayabilseydik eğer; o zaman şimdi bunu nasıl daha ileriye götürebilirizin tartışması içinde bulabilirdik kendimizi. Battaniye sarılı resimlerin tek başına bir çekiciliğinin olmadığı 90'larda da 2000'lerde de çoktan ispatlanmış oldu.

Lafı fazla uzatmadan;

Tanrıların tahtına onlara yakışır şekilde çıkmadan; sizlere birseyler vermesini beklemeniz sizleri sadece hayal kırıklığına uğratır.
Nemrut Dağı ile ilgili çalışma yapacaksanız eğer dün ile bugün arasında  köprü kurmanız gerekiyor. Sadece bir taşa bakar gibi Nemrut Dağı'na bakar ve gelenlerinde öyle bakmasını isterseniz o zaman değil festival ve uluslarasılılık Tanrılarda sizi yalnız bırakır.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

6 Şubat’ın Ağırlığı

 Toprağa düşen her can yakınlarından ve sevdiklerinden bir şeyler götürür beraberinde. 6 Şubat’ın 4.17’sinde, "Biz artık yokuz kalan ömürlerinizle idare edin." der gibi vedalaşmadan ayrıldılar hayatımızdan sevdiklerimiz.  Zamansız gidenler kendileriyle beraber güzel olan ne varsa alıp götürdüler. Ne gecenin zifiri karanlığı ne kışın sert soğuğu engel olamadı onlara. Yakınlarının insan üstü çabası onları kurtarmaya yetmedi. İnsan yetersiz kaldı o gece sevdiklerine, zaman tükendi, ses kesildi.   Kulaklarda yankılanan imdat sesine karşı hiçbir şey yapamamın çaresizliğini ve ezikliğini yaşadı ölenlerin yakınları. Bir ömür boyu kulakta yankılanacak olan o ses, sessizliğin en büyük gürültüsü olmaya devam ediyor.  Bir gecede on binlerce insan koptu yaşamdan, sonsuzluk perdesini aralayarak toprağa gömüldü. On binlerce nefes kendilerine can veren evlerinin yıkılan enkazında boğuldu.   Önceden haberleşmiş gibi saat alarmlarını 04.17’ye kurup aramızdan ayrıldı sevdikl...

Barışa Adanmış Bir Yaşam: Sırrı Süreyya Önder

İnsanlık tarihinde bir insanın ömrü, kısa bir andan ibarettir; bir tek nefes ya da mezar taşındaki doğum ve ölüm tarihleri arasına çizilen kısacık bir çizgidir adeta.  Herkes doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Kimisi az yaşar, kimisi çok. Bazıları yaşadığını zannederken, bazıları yaşamak için tüm ömrünü adar. Sırrı Süreyya Önder, onurlu bir yaşam için ömrünü çekinmeden adayanlardandır. Sırrı Süreyya Önder, Mezopotamya'nın insanlığa sunduğu en değerli armağanlardan biridir. O, yaşamın hakkını verenlerdendir. Kendisini borçlu hissettiği insana, doğaya ve börtü böceğe birlikte yaşamın sözünü verenlerdendir. Adıyaman'ın küçelerinde, çocukluğu beklenenden daha erken bitenlerdendir. Babası erken yaşta vefat eden çocukların çocuklukları da erkenden sona erer; omuzlarına henüz çocuk yaşta dert yüklenir. Sırrı Süreyya Önder, çocuk yaşta hem bu derdi üstlenmiş hem de başkalarının dertlerine ortak olmuştur. Erken yaşta kendisini haksızlıklara karşı duran bir birey olarak adamıştır. Olağan ...

Kahtalı Mıçe'ye Veda

Kahtalı Mıçe de aramızdan ayrıldı. Sonsuzluk denen büyük boşluk bir kişiyi daha aldı yanına. Varlığının anlamı, yokluğunda daha derin hissedileceklerden biri. Yeri kolay kolay dolmayacak bir halk ozanı. Dünya, iyi insanların yüzü suyu hürmetine döner derler. O iyi insanlardan biriydi Kahtalı Mıçe. Kendi dünyasında yaşam mücadelesi veren bir değerdi.Yediden yetmişe Adıyamanlıların gönlünde taht kurmasını bilmişti. Mıçe’nin ölümüyle birlikte bir taş daha dikildi kara toprağa. Adı, soyadı, doğum ile ölüm tarihleri arasına konacak olan küçük bir çizgi yer alacak soğuk mezar taşında. O kısa çizgi yaşadıklarının simgesi olacak. O kısa çizgiyi elinden geldikçe üreterek ve halkının içinde kalarak doldurmaya çalıştı. Kendisini var eden toplumla özdeşleşmiş bir kimliğe sahipti Kahtalı Mıçe. O, sadece bir ozan değil, neredeyse tüm bir Adıyaman’dı. Geçmiş ile bugün arasında bir köprüydü. Gündelik yaşamın izleri, eserlerine esin kaynağı oldu. Kadim coğrafyamızda sözlü tarihin önemli taşıyıcılarında...