Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Tohumdan Ormana, Ormandan Küle

İlkokul yıllarından itibaren hepimiz "Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana" şarkısıyla büyüdük. Ormanlar kurmak, ağaç dikme etkinliklerine gönüllü katılmak için seferber olduk. Bu etkinliklerde çekilen bolca fotoğrafla şehirlerin giriş çıkışları ve atıl durumdaki alanlar, “hatıra ormanı”na dönüştürüldü. Ancak ne yazık ki bu hatıra ormanları, çok geçmeden imara açıldı. Rant, tohumdan ormana dönüşen bu alanlardan daha önemli hale geldi. Çekilen fotoğraflar ise birilerinin görmesini sağladığı için amacına ulaşmış oldu. Ama ektiklerimizden çok daha fazlası, orman yangınlarında tek seferde küle döndü. Ağaçlar, böcekler, yeşilin bin bir tonu, evler ve insanlar bu yangınlarda yok oldu. Hayvanların imdat sesleri, insanların imdat seslerine karıştı. Maalesef hepsi, bir yaprak gibi can verdi. Bu ülkede her yıl, kasıtlı ya da kasıtsız, ormanlarımız yanıyor. Geçtiğimiz günlerde Eskişehir’de çıkan orman yangınlarına müdahale etmek isteyen, aralarında gönüllülerin de bulunduğu ç...

Neden Barış?

  Ortadoğu, peygamberlerin dahi siyaset yapmakta zorlandığı, çetin bir coğrafyadır. Günübirlik siyasetle yönetilemeyecek kadar karmaşık ve derin bir yapıya sahiptir. Fırat ve Dicle’nin bereketli sularıyla beslenen bu topraklar, insanlığın ilk yerleşim yerlerinden biridir. Sayısız medeniyet bu coğrafyada doğmuş, büyümüş ve yok olmuştur.  Sürekli buhranlarla, iç çatışmalarla yoğrulan bu kadim coğrafyada, halkların yaşadığı uzun yıllar, insanlık tarihi açısından bakıldığında yalnızca kısa birer kesittir. Bu kısa ama sayıca çok zaman dilimleri, Ortadoğu’yu bir savaş coğrafyasına dönüştürmüştür. Farklılıklar, diğerleri için bir tehdit olarak gösterilmiş; bereketli topraklar, kanla sulanmıştır. Fırat ve Dicle, kan olup sınırları aşmıştır. Geçmişten bugüne taşınan yalnızca köklü bir kültür değil, aynı zamanda kan ve gözyaşı olmuştur. Sulh, bu topraklarda sıkça savaşa yenik düşmüştür. Kan ve gözyaşının kader olarak algılandığı bu coğrafyada, barış umudu yeniden yeşermek için gün sayıy...

Baba İshak'ın Uzun Yürüyüşü: Adaletin ve Eşitliğin Peşinde Bir İsyanın Hikayesi

  Tarih, çoğu zaman galipler tarafından yazılır ve yenilenler genellikle "kötü" olarak resmedilir. Anadolu topraklarında da bu durum farklı olmamış, iktidarın kaleminden çıkan metinlerde, mağlup olanlar hep olumsuz birer figür olarak anlatılmıştır. Ancak tarihin tozlu sayfalarında, iyiliği, güzelliği ve eşitliği savunan, makam ve mevki hırsından uzak, dervişler de vardır. İşte onlardan biri, Baba İshak... Baba İshak, kendisini iyiye, güzele ve eşitliğe adamış bir halk önderiydi. Onun ruhani liderliği, kişisel çıkarların değil, tüm yurttaşların eşitliği ve hakkaniyeti üzerine kurulmuştu. Adıyaman'dan başlayan bu uzun soluklu yürüyüşü, Konya'ya dek uzanacaktı. Abuzer Gıffari'nin makamı bulunan Adıyaman, Baba İshak'ın yetişmesinde önemli bir ilham kaynağı olmuştu. Rivayetlere göre, muaviye döneminde eleştirileri nedeniyle sürgün hayatı yaşayan ve Adıyaman'da makamı bulunan Abuzer Gıffari, "İki gömleği olup gömleği olmayana birini vermeyen bizden değildir...