Gerger, Mezopotamya'nın kadim topraklarında, heybetli dağların arasına sıkışmış, adeta dünyadan ayrı bir yalnızlık diyarı. Çocukluğumuzun hayalleri, bu sarp coğrafyanın göğünde yeşerirdi. Yaz akşamlarında damda serili yataklarımızdan göğe baktığımızda, yıldızlar bize öylesine yakın gelirdi ki, sanki hayat bilgisi derslerinde öğrendiğimiz her bir parlak nokta, düşlerimizin sonsuz birer parçası olurdu. O diyarın kalbinden, dağların derinliklerini yararak coşkun bir nehir gibi akan Fırat, vadinin bereketli topraklarına hayat verirdi. Ancak dağların zirveleri, bambaşka bir hikâye fısıldardı bizlere. Dünyadan elini eteğini çekmiş, kendi içlerine dönmüş, sessiz ve vakur dervişler gibiydi dağların zirveleri. Yaz geldiğinde ise, dağların dorukları yeşilin farklı tonlarıyla dolup taşar, her köşesinden fışkıran berrak sularla sanki cenneti yeryüzüne indirirlerdi. Karlarla kaplı zirveler, mevsim bahara döndüğünde, topraktan yeşeren binbir türlü çiçeğe gökyüzünü cömertçe sunardı. Kutsal bir m...